2007 - 2011 Makale Arşivi > Akademik Yazılar
17-03-2009
*YENİ DIŞ TİCARET TEORİLERİ: GENEL BİR BAKIŞ (I)

Hiçbir bilimsel teori güvencede değildir: Zamanla değişikliğe uğrar, kapsamı daraltılır, hattâ bütünüyle terk edilir. Bunu belirleyen; realite ile yüz yüze geldiğinde, onu yansıtma ve açıklama derecesidir. Bu durum; kuşkusuz uluslararası ticaret teorisi için de geçerlidir. Nitekim öyle olmuştur: Leontief paradoksu, Hecksher-Ohlin teoremi hakkında kuşku uyandırınca, uluslararası ticareti açıklamak üzere yeni görüşler geliştirilmiştir. Makalemin konusu, işte bu görüşlerdir; başka bir deyişle, yeni dış ticaret teorileridir.

Amacım; söz konusu teorileri derli toplu ve sistemli olarak, ortak bir yapı çerçevesinde sunmaktır. Bildiğim kadarıyla, Türkçe literatürde bu alanda az yayın vardır. Çalışmam, söz konusu boşluğun giderilmesine katkıda bulunduğu ölçüde bir önem ifade edecektir.

“Sistemli olma” derken, kastettiğim husus; her teorinin “ortak bir yapı” çerçevesinde açıklanmasıdır. “Ortak yapı” soyut olarak “teori kavramı”nın oluşturucu ögeleridir.  İşte bu ögelere örnekler: Teorinin adlandırılması, hangi başka teoriye karşı ya da ona destek olarak geliştirildiği, teorinin sorunu, kurucusunun kim olduğu, varsayımları, tanım ve sınıflamaları, değişkenleri, açıklama mekanizması, kanıtları ve sınanması, eleştirilmesi, geliştirilmesi, geçerliliği, teoremleri...

Makalede önce neoklasik teorinin yetersizlikleri nasıl farkedildi, bunun üzerinde duracağım. Sonra karşılaştırmalı üstünlüğün kaynakları hakkındaki yeni görüşlerle, modern uluslararası ticaret teorisinin doğuş sürecini özetleyeceğim. Ardından, 1960-1980 arasında ileri sürülmüş teorilerden başlıcalarının, sistemli bir şekilde açıklanmasına geçeceğim. Bu teoriler şunlardır: Nitelikli işgücü teorisi, teknoloji açığı teorisi, ürün dönemleri teorisi, tercihlerde benzerlik teorisi, ölçek ekonomileri teorisi ve monopolcü rekabet teorisi (Bkz: Seyidoğlu,1999: 81-91; İyibozkurt,1995: 80-88; Coleman and Coffie,1994: 9-13). 

I) NEOKLASİK TEORİNİN YETERSİZLİKLERİ

Neoklasik dış ticaret teorisi; zamanla, dış ticareti açıklamakta yetersiz kaldı. Varsayımları tartışmalı hale geldi. Teoriye başka eleştiriler de yöneltildi.

A) Neoklasik uluslararası ticaret teorisi; bugünün karmaşık dünyasında dış ticaret akımlarını açıklamakta yetersiz  kaldı. Bu yetersizlik 1970’li yıllardan itibaren şöyle ortaya kondu : Eğer karşılaştırmalı üstünlükler belirleyici olsaydı, uluslararası ticaretin büyük bölümü; ekonomileri benzer olmayan ülkeler arasında gerçekleşirdi. Oysa bunun tam tersi oldu. İki olgu karşılaştırmalı üstünlükler teorisinin nesnel gerçeği yansıtmadığını gösterdi (Krugman,1983) : -1940’lı yıllardan beri dünya ticaretinin büyük bölümü, benzer faktör yapısına sahip olan sanayileşmiş ülkeler arasında yapılmaktadır. - Bu ülkeler aynı ürünü hem ithal etmekte, hem de ihraç etmektedir.

-Sonuçta, uluslararası ticaret akımlarını daha geniş bir çerçevede anlama çabalarına girişildi. Ricardo modelinin eksikleri görülmeye başlandı. Klasik teoriler 1980’li yılların sonunda geçerliklerini önemli ölçüde yitirdi.

B) Yapılan gözlemler ve uygulama sonuçları klasik teorinin varsayımlarını tartışmalı hâle getirmiştir. Bu varsayımlara yöneltilen eleştiriler özetle şunlardır (Schuh,1982):

- Üretim Fonksiyonunun Homojenliği Varsayımı: Neoklasik dış ticaret teorisi, ülkelerin üretim  fonksiyonunun homojen olduğunu varsayar. Oysa üretim fonksiyonları homojen değildir; başka bir deyişle, ülkelerin üretim fonksiyonları birbirinden farklıdır. Örneğin, gelişmekte olan ülkelerde, üretim fonksiyonunda emek ve sermayenin yanısıra doğal kaynakları (toprağı) da dikkate almak gerekir. Ayrıca, ülkeler arası beşerî sermaye farklılığı söz konusudur.

- Üretim Faktörlerinin İkamesi Varsayımı: “Üretim faktörleri birbiri yerine ikame edilebilir” varsayımı da gerçekçi değildir. Şu bakımdan ki, ülke sınırları içinde üretim teknolojileri tam hareketli olmadığından, emek yerine sermaye kolaylıkla kullanılamaz.

- Sermayenin Uluslararası Hareketsizliği Varsayımı: “Sermayenin uluslararası ölçekte hareketsiz olduğu” varsayımı, doğruluğunu büyük ölçüde yitirmiştir. Günümüzde hayli geniş ve etkili uluslararası sermaye piyasaları oluşmuş bulunmaktadır. Bu nedenle -özellikle çokuluslu şirketlerin faaliyetleri nedeniyle- sermaye artık uluslararası ölçekte hareketli olarak kabul edilmelidir.

- Faktör Yoğunluğunun Değişmezliği Varsayımı: Neoklasik anlayışın tersine, faktör yoğunluğu değişir ve tersine döner. Özellikle tarımda faktör yoğunluğunun tersine dönmesi oldukça yaygındır. Bu; ülkelerin gelişme düzeyi ile, toprak ve emeğin fiyatı ile ilgilidir. Örneğin tarımsal üretim sanayi üretimine oranla, ABD’nde daha sermaye-yoğun; buna karşılık Güneydoğu Asya’da daha emek-yoğundur.

- Tam Rekabet Piyasası Varsayımı:  Neoklasik teorinin “piyasaların kusursuz işlediği” (tam rekabet) varsayımı gücünü hızla yitirmiştir. Dünya piyasalarında “çok-uluslu şirketler” vardır ve gittikçe güçlenmektedir. Büyük “ölçek ekonomileri” söz konusudur. Firmalar “farklılaştırma”  stratejileri uygulamaktadır. Şirket stratejileri ve hükümet politikaları dünya ticaretini etkilemektedir. Piyasalarda risk ve belirsizlikler vardır.

- Talep Yapılarının Özdeşliği Varsayımı: Ülkelerin talep yapıları birbirinin aynı değildir. Talep yapılarındaki farklılık, ticaret akımlarının tersine dönmesine neden olabilmektedir. C) Klasik teori özellikle 1980’li yıllardan itibaren, yöntem ve sınanma zorluğu bakımından eleştirildi. Hecksher-Ohlin teoremi; tabi tutulduğu iyileştirilmelere karşın, kolayca matematik modele dönüştürülemiyor, sınanması da tatmin edici sonuçlar vermiyordu.  

II) KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜĞÜN KAYNAKLARI HAKKINDA YENİ GÖRÜŞLER :    1960’LI  VE 1970’Lİ YILLAR

A) 1960’lı yıllarda uluslararası ticareti açıklamaya yönelik yeni teoriler ileri sürüldü. Karşılaştırmalı üstünlüğün kaynakları üzerine alternatif görüşler geliştirildi. Amaç, “Leontief paradoksu”nu açıklayabilmekti. Başka bir deyişle Leontief çelişkisinden yola çıkarak Hecksher-Ohlin teorisini genişletmek, alternatif açıklamalar getirmekti.

B) Ülkelerin belli sektörlerde neden dolayı karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları tartışması 1970’li yıllarda da sürdü. Uluslararası ticaretin açıklanmasında, klasik teorinin -değerini bütünüyle yitirmese de- yeni değişkenlerle beslenmesinin gerekli olduğu görüşü benimsendi. Baldwin ve Richardson’ın özetlediği gibi, “ticaret kalıbının oluşumunda faktör oranlarının bir rolü olmadığını düşünmek, doğru değildir. Ancak diğer üretim faktörleri de, örneğin  “beşerî sermaye”  ile “doğal kaynaklar” da modele sokulmalıdır. Bunun da ötesinde, teknoloji, ölçek ekonomileri, hükümet politikaları... farklılıkları da uluslararası ticaretin ürün yapısını belirler. Dolayısiyle, teoriye bunlar da dahil edilmelidir.” 

III) YENİ BİR ULUSLARARASI TİCARET TEORİSİNE DOĞRU : 1980’Lİ YILLAR               

Geleneksel karşılaştırmalı üstünlük teorisinin, dünya ticaretini doğru bir şekilde açıkladığı konusunda öteden beri kuşku duyuluyordu. Bu yetersizlik, özellikle mamul ürünler ticareti için söz konusuydu.

1980’lerde dünya ticaretinde meydana gelen kimi değişmeler, teorinin gözden geçirilmesini gerektirdi. Bu sırada ekonomistler, geleneksel ticaret teorisine alternatif modeller önerdiler. Yeni modellerde “talep” ile “ürün farklılaştırması”  kavramlarına ağırlık verildi. Ürün piyasalarında “eksik rekabet”  sorunu gündeme getirildi. 

         A) TEORİNİN GÖZDEN GEÇİRİLMESİNİ GEREKTİREN ETMENLER

1980’lerde uluslararası ticaret sisteminde meydana gelen kimi ekonomik değişmeler, uluslararası ticaret teorisinin gözden geçirilmesini gerektirmiştir (Bkz: Hazard and Yoffie,1994).

1) Karşılıklı-Bağımlılık ve ABD: Bu değişmelerden birincisi, ülkeler arası karşılıklı-bağımlılığın artması ve uluslararası ticaretin ABD bakımından artan önemidir. ABD’nin ithalatında kaydedilen hızlı artış; dış ticareti, ekonomi yöneticileri ve politikacılar gözünde birinci derecede önemli bir konu haline getirmiştir. Bir yandan birçok ABD firması, kendi ülkelerinde ciddî bir rekabetle karşı karşıya kalırken, bir yandan da ABD hükümetleri antitröst ve yenilikle ilgili politikalarını, dünya ekonomisinden ayrı düşünemeyeceklerini görmüşlerdir. Ayrıca yabancı ülke hükümetlerinin yurt içindeki firmalara bazı yardım ve destekler sağlamaları, ABD hükümetlerinin de kendi yenilikçi firmalarına yardım yapma gereğini gündeme getirmiştir.

ABD’nin dış ticaret konumunda Reagan yönetimi sırasında meydana gelen dramatik çöküş ve bunun 1980’li yıllarda devam etmesi, dış ticaret teorisine olan ilgiyi artırmıştır. ABD’nin dünya ihracat payı, 1980-1988 döneminde yüzde 11 civarında dalgalandı. Buna karşılık ithalat payı yüzde 13’den yüzde 16’ya çıkmıştır. Sonuçta, cari işlemler bilançosu 1980’de 2 milyar dolar fazla verirken, 1988’de 120 milyar dolar açık vermiştir. Eğer uluslararası ticaret sistemi geleneksel teoriye göre işleseydi, döviz kurundaki değişmeler ABD’nin ödemeler bilançosu açıklarını hızlı bir şekilde düşürürdü. Dahası, 1980’li yıllarda yapılan deneysel gözlemler gösterdi ki uluslararası ticaretin büyük ve genişleyen bir bölümü, karşılaştırmalı üstünlüklerle açıklanamıyordu.

2) Ekonomi Politikalarındaki Değişiklikler: Uluslararası ticaret teorisinin gözden geçirilmesini gerektiren ikinci olgu, politikalarda görülen değişmelerdir. Özellikle Avrupa’da ve Amerika’da bölgesel ticaret blokları kurma yönünde korumacı politika talepleri arttı. Örneğin ABD ve Kanada; 1988 yılında, 1998’e değin aralarındaki bütün ticaret sınırlamalarını kaldırmak üzere, serbest ticaret anlaşması imzaladılar. Avrupa Birliği ülkeleri ise, 1985’de, kendi aralarındaki ticari engelleri en geç 1992’ye değin kaldırmak üzere anlaştılar. Bu sırada ABD ve Avrupa pazarlarında koruma taleplerinde bir patlama görüldü. Talepler iki alanda gelişti:

(i) Gelişmiş sanayiler, daha fazla koruma için lobicilik faaliyetlerini sürdürdü. 

(ii) Yarı-iletken (semiconductors) üretimi, uçakçılık, ve telekomünikasyon  gibi -normal olarak serbest ticaret yapan- kesimler, aktif olarak devlet yardımı talep etmeye başladılar.  

B)  ALTERNATİF MODELLER

İleri sürülen soruları yanıtlamak üzere, birçok ekonomist geleneksel ticaret teorisine alternatif modeller önerdiler. İlk başarılar 1980’li yılların başlarında kaydedildi. Atılımlar, sonraki yıllarda da devam etti. Böylece, yeni bir uluslararası ticaret teorisi  oluşmaya başladı.

1) Temeller

Yeni teori şu iki temele dayanıyordu:

(i) Piyasalarda  eksik rekabet  geçerliydi. Bu anlayış çerçevesinde uluslararası ekonomi teorisyenleri, tam rekabet yerine Chamberlin’in monopolcü rekabet teorisini benimsedi. Kimileri de oligopol ve monopol üzerinde tartışmaya başladı.

(ii) Firmalar ve devlet; stratejik olarak, ticaret akımlarını ve ulusal gönenci (refahı) etkileyici davranışlarda bulunuyordu. Bu çerçevede, klasik karşılaştırmalı üstünlüğü tartışma konusu yapan sağlam matematik modeller geliştirildi. Tanınmış iktisatçılar; koşulsuz bir serbest ticaretin, bir ülke için en iyi politik seçim olup olmadığını sorgulamaya başladılar.

2) Arka-Plan ve Hipotezler

Heather A. Hazard ve David  B. Coffie (1994) bu önemli saptamalardan hareketle, “yeni” teorilerin arka-planını ve merkezî hipotezlerini incelerken, şu konular üzerinde duruyor:

i) “Stratejik ticaret teorileri” neden dolayı gereklidir? Bu yeni teorilere “sınaî örgütlenme”nin katkıları nedir? Sınai örgütlenme ile uluslararası ticaret arasındaki ilişkileri inceleyen araştırmalar yapıldı (Bunlarla ilgili bir gözden-geçirme için bakınız : Caves,1985). 

Kimi teorisyenler “sınaî örgütlenme teorisi”nden çıkardıkları yöntemleri, uluslararası ticarete uygulamaya başladılar. Amaçları yeni ticaret modelleri oluşturmaktı. Bu teoriler iki grupta toplanabilir:  “Sanayi-içi ticaret teorisi” ve  “teknolojik rekabet teorisi” (Krugman,1983).

ii) Michael Porter’ın, “Ulusların Rekabetçi Üstünlüğü” (The Competitive Advantage of Nations) adlı ünlü kitabında  klasik karşılaştırmalı üstünlük anlayışının değeri üzerine ortaya attığı yeni sorular... Böylece, uluslararası ticareti, Ricardo tipi karşılaştırmalı üstünlük ile “Heckscher Ohlin  Teoremi”  dışında açıklayan görüşler iki grupta toplanmış oluyor (Coleman and Coffie,1994 ): Birinci grup; “aksak rekabeti ve oyun teorisini içeren matematik modeller”dir. Uluslararası ticareti yepyeni bir yönden açıklayan bu modeller, Krugman, Dixit, Brander ve Spencer gibi araştırmacılar tarafından geliştirildi. İkinci grupta yer alan, Michael Porter ve Bruce Scott’un geliştirdiği teoriler ise, açıklayıcı etmenler olarak “sanayi yapısı” ile “hükümet politikaları”na ağırlık verdi.  

IV) NİTELİKLİ İŞGÜCÜ TEORİSİ

A) Teorinin sorunu, sanayileşmiş ülkeler arasındaki karşılaştırmalı üstünlüğü açıklamaktır. Keesing, Kennen, Leontief, Irving Kravis gibi yazarlar tarafından ileri sürülmüştür1.

B) Kullanılan açıklayıcı değişken beşerî sermaye, nitelikli işgücü faktörüdür; başka bir deyişle işgücünün nitelik farklarıdır. 

Teoriye göre sanayileşmiş ülkeler arasındaki dış ticaretin büyük bölümünün nedeni, ülkeler arasındaki nitelikli işgücü farklılığıdır. Belli bir nitelikli işgücü bakımından zengin olan bir ülke, üretimi bu faktöre bağlı olan mallarda uzmanlaşır ve o malların ticaretini yapar.

İşgücü nitelik farklarının dış ticareti belirleyici rolünü incelemek için, iki yaklaşım kullanılmıştır. Birinci yaklaşımda ithalat ve ihracatın, türlü işgücü nitelikleri bakımından içeriği ölçülmüş ve karşılaştırılmıştır. İkinci yaklaşımda ise, ithalata ve ihracata konu olan mallarda, fizik sermaye, yalın işgücü ve beşerî sermaye girdilerinin oransal payları belirlenmektedir.

C) Teori Keesing tarafından, ABD ekonomisinde sınamıştır.

Keessing’in yaptığı ilk çalışmada ulaştığı sonuç şudur: ABD; nitelikli işgücünü en yoğun kullandığı sanayilerde karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. ABD’nin ihraç ürünlerinde, nitelikli işgücü içeriği; sermaye içeriğinden daha yüksektir. Keesing ikinci çalışmasında ise şu sonuca varmıştır : Üç sanayileşmiş ülke (ABD, İngiltere ve Almanya) nitelikli işgücü içeren malları ihraç etmekte, buna karşılık yalın emek içeren malları ithal etmektedir. İki çalışmanın sonuçları şöyle toparlanabilir: ABD ve öteki sanayileşmiş ülkeler; ithal ettikleri mallara oranla,  işgücü yoğun mallar ihraç etmektedir. Ancak bu işgücü, nitelikli bir işgücüdür. Teori, ayrıca ikinci yaklaşım benimsenerek özellikle ABD ve Almanya ekonomilerinde sınanmıştır. Bu çalışmalar da şu sonuçlara varmıştır :

i) ABD’nin ihracatı, ithalatına oranla daha “beşerî sermaye - yoğun”dur.

ii) Almanya’nın ithal malları, ihraç mallarına oranla daha çok sermaye yoğundur. İhracatının “beşerî sermaye-yoğunluğu”  daha yüksektir.  

V) TEKNOLOJİ AÇIĞI TEORİSİ

A) Teori, Heckscher-Ohlin modelinin “teknoloji” hakkındaki varsayımına karşı çıkar. Bu varsayım şöyledir: Ticaret yapan tüm ülkeler, aynı üretim tekniğine serbestçe ulaşabilir. Bunları kullanmalarına hiçbir engel yoktur. Varsayım birçok sanayi bakımından gerçekçi değildir. Çoğu firma üretim teknolojisini gizli tutar. Bunu sağlayıcı patent, sınai ve fikrî mülkiyet hakkı mevzuatı gibi yasal destekler de vardır.

Kimi yazarlara göre, teknoloji açığı teorisi; Heckscher-Ohlin Teorisi’nin teknolojik değişme modeline uygulanmış biçimidir.  1961’de M. V. Posner tarafından ileri sürülmüştür2.

B) Teori teknik bilginin, anında ve her ülke tarafından “elde edilebilir” olmadığını varsayar. “Yeniliğin yayılma süresi” diye bir kavram oluşturur. Bu kavramı şöyle tanımlar : Bir ülkede yeni bir malın bulunması (innovation)  ile o malın başka ülkelerce taklit edilmesi arasında geçen süre... Bu sürenin dört değişkene bağlı olduğu kabul edilir: Dış tepki gecikmesi, yurt içi tepki gecikmesi, öğrenme süresi, talep gecikmesi. İlk üç değişken “toplam taklit gecikmesi”ni oluşturur. “Toplam taklit gecikmesi”  ile  “talep gecikmesi” arasındaki farka, “net taklit gecikmesi”  adı verilir.

C) Teori “zaman” faktörünü dikkate alır. Uluslararası ticareti, teknolojik açık kavramı ile açıklar. Uluslararası ticaretin temelinde, “belirli bir zaman diliminde gerçekleşen yenilik/taklit süreci”nin bulunduğunu ileri sürer.

Açıklama mekanizması şöyledir: Yeni bir mal (üretim tekniği) bulup üreten sanayileşmiş bir ülke, bu malın monopolcusu ve ilk ihracatçısı olur. Ancak yeni teknoloji, bir süre sonra, taklit yoluyla başka ülkelerin eline geçer. Bu ülkeler söz konusu malı, ilk üretenden, emek ucuzluğu ya da doğal kaynak bolluğu gibi nedenlerle daha ucuza üretebilir. Böylece o mal ilk ülkeden daha az gelişmiş başka ülkeler tarafından ihraç edilmeye başlar.  Dolayısiyle ilk ülke, artık rekabet edemediğinden, aynı malın ithalatçısı durumuna geçer.

“Toplam taklit gecikmesi” “talep gecikmesi”nden küçük olursa, ticaret olmaz.

D) Teknolojik açık teorisini destekleyici kanıtlar şunlardır: 

1) Geçmişte dünyanın en büyük tekstil ihracatçısı olan İngiltere, bugün tekstil ithalatçısı konumuna gelmiştir. İngiltere’nin üretimi, az gelişmiş ülkelerin tekstil üretimine başlamalarından sonra azalmıştır.

2) Uygulamada çoğu yeni malın üretim teknolojileri, ileri sanayi ülkelerinde geliştirilmektedir. Ancak kısa bir süre sonra, başka ülkeler (az gelişmiş ülkeler) bu malların kitlesel üretimine geçebilmektedir. Buna tekstilin yanısıra, elektronik eşya, kimya, demir-çelik gibi pek çok alandan örnekler verilebilir.

3) ABD dünyanın teknoloji yönünden en ileri ülkesidir. Dolayısiyle, pek çok ileri teknoloji (Hi-Tec) ürünü ihraç eder. Ancak kısa bir gecikmeyle, başka ülkeler bu yeni teknolojileri elde eder. Özellikle ucuz işgücü avantajına dayanarak, dünya piyasasını, hattâ ABD piyasasını ele geçirirler. Ancak ABD’nde yeni teknolojiler bulma süreci kesintisiz devam etmektedir. Dolayısiyle bu ülkenin ihracatı, teknolojik üstünlükle açıklanma özelliğini korumaktadır.

4) ABD dünyadaki araştırma ve geliştirme elemanlarının yarısına sahiptir (1980’de %51). Oran, öteki sanayileşmiş ülkelerde olduğundan çok yüksektir (örneğin İngiltere’de %9). Bu veriler de teoriyi doğrulayıcı niteliktedir : ABD’nin karşılaştırmalı üstünlüğü, özellikle “ileri teknoloji içeren ürünler”dedir.

5) Teknoloji açığı teorisi, özellikle ABD ekonomisi üzerinde birçok kez sınanmıştır.  Çalışmalar şunu ortaya koymuştur: Bir sanayiin net ihracat miktarı ile o sanayideki A v G (araştırma ve geliştirme) yatırımları arasında yüksek bir korelasyon vardır.3E) Teori, Vernon tarafından genelleştirilmiştir. Bu geliştirilmiş şekli “ürün dönemleri teorisi” adıyla tanınır.  

VI) ÜRÜN DÖNEMLERİ TEORİSİ

A) Ürün dönemleri teorisi, teknoloji açığı teorisinin genelleştirilmiş şeklidir. Kimi yazarlara göre ise, Heckscher-Ohlin Teorisi’nin teknolojik değişme modeline uygulanmış biçimidir.  Sorunu, yenilikçi ülkelerle taklitçi ülkeler arasındaki dış ticareti açıklamaktır.

1966’da Raymond Vernon tarafından ileri sürülmüştür.4

B) Mallar “eski mallar” ve “yeni mallar” olarak sınıflanır. Ülkeler “yenilikçi ülkeler” ve “taklitçi ülkeler” diye ikiye ayrılır.  Yenilikçi ülkeler teknolojik yenilikler ve yeni malların geliştirildiği, başta ABD olmak üzere ileri sanayileşmiş ülkelerdir. Bu yeteneğin sebebi, yüksek derecede eğitilmiş işgücü ile  yüksek düzeydeki A v G harcamalarıdır.

Kritik bir varsayım şudur: Bir mal; yeni mal durumundan eski mal durumuna geçerken, üretimin coğrafi yeri de değişir.

C) Teori “zaman” faktörünü dikkate alır. Uluslararası ticareti, teknolojik yenilik olgusuna bağlar ve iki aşamalı olarak açıklar:

(i) Ticaret, önce, sanayileşmiş ülkelerde yeni geliştirilen teknolojiye dayanır. Bu teknoloji o ülkelerde bol olan -yüksek derecede nitelikli emek ve A v G harcamaları gibi- faktörler tarafından geliştirilir.

(ii) Sonra, az gelişmiş ülkeler aynı malı taklit ederler; standartlaşma sürecine girilir. Bu ülkeler göreceli olarak ucuz emeğe dayalı bir karşılaştırmalı üstünlük ederler. Böylece kimi ülkeler (yenilikçi ülkeler de) yeni malların üretiminde, bazıları (taklitçi ülkeler) ise halen var olan malların (eski malların) üretiminde uzmanlaşır.

D) Yeni bir mal şu ürün dönemlerinden geçer:

- 1. Dönem: Yeni mal yenilikçi ülkede üretilir. Üretimi ufak çaptadır. Ürün gittikçe geliştirilir. Üretim ihracata değil, iç talebe yöneliktir. Üretici firma, yeni teknolojiye tek başına sahiptir.

- 2. Dönem:  Ürün olgunlaştırılmıştır. Satışlar iç piyasaya yapılırken, ihracat da başlar. Dış talep geliştiğinden, üretim artışı hızlanır. Üretici firma, yeni teknolojiye tek başına sahip olmaya devam etmektedir. Üretim teknolojisi ve üretim standartlaşır.

- 3. Dönem: Yenilikçi firma; daha kârlı bulduğundan, içte ve dışta yeni teknolojinin lisansını satmaya başlar. A v G harcamalarına ve yüksek mühendislik becerisine sahip emeğe gerek kalmamıştır. Üretim, başka ülkelere (taklitçi ülkelere) kayar. Bu ülkeler; faktör donanımı, üretim maliyetini düşürmeye elverişli olan -örneğin, işçi ücretlerinin düşük olduğu- ülkelerdir. Yenilikçi ülkede üretim sürer; ancak ihracat artış hızı yavaşlar. Çünkü taklitçi ülkeler ihracat piyasalarını ele geçirmeye başlamıştır.

- 4. Dönem: Yenilikçi ülkede üretim sürerken, ihracat azalmaya başlar. Taklitçi ülkelerde üretim hızlanır, ihracat gittikçe artar.

- 5. Dönem: Yenilikçi ülkenin iç talebi, yerli üretim yerine ithalatla karşılanmaya başlar. İç üretim hızla düşer. Artık teknoloji bütün dünyaya yayılmıştır. Teknoloji artık bütün ülkeler tarafından kullanılır hale gelmiştir. Ancak yenilikçi ülke başka alanlarda yine yenilik peşinde koşmaya, yeni mallar bulup üretmeye ve bunların ilk ihracatçısı olmaya devam eder.

E) Ürün dönemleri sürecini geçiren mallar pek çoktur. İşte birkaç örnek: Tekstil, radyo, televizyon, elektronik ürünler, mikroçipler...

İngiltere tekstilde XVIII. yüzyılda büyük üstünlük sağladı. Standartlaşan teknik ülke dışına çıkmaya başlayınca, üretim önce ABD’ne, sonra Güney Doğu Asya ülkelerine (Hong Kong’a, Singapur’a)  kaydı. Düz emek zengini olan bu ülkeler; tekstili, çok daha ucuza mal ettiler. Bu ülkeler de ücretler yükselince, tekstil sanayileri; Malezya, Filipinler, Çin gibi yeni merkezlere göç etti.

Başka bir klasik örnek de radyo ürünüdür: 

(1)   1945’de uluslararası radyo piyasasında Amerikan üreticiler egemendi. Üstünlüğün kaynağı, “havasız radyo tüpleri”ydi. Japonlar Amerikan teknolojisini kopya ettiler. Aynı ürünü ucuz işgücüyle üreterek,  piyasanın önemli bir bölümünü ele geçirdiler.

(2)   Ardından ABD transistör tekniğiyle radyo üretmeye başladı ve üstünlüğü yeniden ele geçirdi. Japonlar bu teknolojiyi de taklit ederek, yeniden ABD’nin önüne geçti.

(3)   Daha sonra ABD yeni bir teknik, “basılı devreler” tekniğini bularak Japonya ile başa baş duruma geldi.

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura