2007 - 2011 Makale Arşivi > Bilimsel Yöntem Yazıları
16-08-2011
*TEORİ VE DEDÜKTİF SİSTEM ÜZERİNE

Eğitim sürecinde, çeşitli derslerde “teori” kavramı ile çok sık karşılaşırız. Ancak teorinin kendisinin ne olduğunu bilmeden birçok teoriyi öğrenmek, daha doğrusu ezberlemek zorunda bırakılırız. Oysa önce teorinin ne olduğunu bilsek, herhangi bir konudaki teoriyi çok daha kolay öğrenir ve unutmayız. O zaman şu soruyu yanıtlamak durumundayız: Teori nedir, nasıl tanımlanır? Teori bir “görüş”tür, nesnel gerçek hakkında geliştirilmiş (ileri sürülmüş), varsayımlara dayanan, ancak önemli ölçüde doğrulanmış olan görüştür. Bir teori bize nesnel gerçeği, olguları, yaşadığımız dünyanın belli bir parçasını, örneğin dalından kopan elmanın neden düştüğünü, hastalıkların nasıl meydana geldiğini, fiyatların neden arttığını açıklamaya çalışır.

Her teori yaptığı açıklamanın doğru olduğunu ileri sürer, ancak kesin doğru olduğu iddiasında bulunmaz. Doğruluğu tam anlamıyla, yadsınamaz şekilde kanıtlanmış görüşe “yasa” adı verilir. Teori soyuttur, zihinsel bir kurgudur, yalnızca insan zihninde vardır. Teori bilimsel araştırma yönteminin son aşamasında yer alır: Gözlem, Hipotez, Sınama ve Teori[i].

Teorileri bir “dedüktif sistem” olarak öğrenmek, en iyi ve en verimli bir yoldur. Başka bir deyişle öğreneceğimiz her yeni teoriyi, aşağıda anlatacağım “dedüktif sistem” kalıbına dökerek öğrenmeye çalışmalıyız.

I) DEDÜKTİF SİSTEM NEDİR?

Her teori bir dedüktif sistemdir. Hemen bütün bilimlerin teorileri, örneğin ekonomik teoriler böyledir. “Dedüktif sistem” terimindeki “dedüktif” sözcüğü “dedüksiyon yoluyla oluşan” anlamına gelir. Dedüksiyon; öncül olarak alınmış önermelerden, onların sonucu olan yeni bir önermeye mantık kuralları yardımıyla varma şeklindeki zihin işlemidir, muhakemedir. Öncül muhakemeye başlangıç olarak alınan, doğru sayılan önermelere denir.

Dedüktif sistem, dedüksiyon işleminin yapıldığı, muhakeme yoluyla kurulup tamamlanmış olan sistemdir. Bilimde tutarlılık dedüktif sistem gerektirir. Dedüktif sistem evrenseldir, bütün bilim dalları için geçerlidir.

En basit şekliyle dedüktif sistem süreci şöyledir:

-Tanımlar ve varsayımlar konur.

-Muhakeme yapılır.

“Tanımlar ve varsayımlar” öncüllerdir. Bunlar herhangi bir kanıtlamaya gerek duymadan doğru kabul edilir. Yeni bir önermeye veya önermelere varış ise “muhakeme” sürecidir. Bu önermelerin doğruluğu, öncüllere ve muhakeme sürecinde kullanılan mantık kurallarına dayanmalarından kaynaklanır.

Burada aynı zamanda dedüktif sistemin yapısını da görüyoruz.  Sistemin iki ögesi var:

-Başlangıç (öncüller: Tanımlar ve varsayımlar)

-Muhakeme

Önce doğru oldukları kabul edilen temel kavramlar ve varsayımlar var. Bu kabul üzerinedir ki muhakeme yapıyoruz, muhakeme ögesini bu temel üzerine oturtuyoruz. İlk tanımları ve varsayımları bütün muhakeme boyunca akılda tutuyoruz. Yoksa, tutarlılık algılanamadığı için, muhakeme anlaşılmaz olur, konu yani teori öğrenilemez.

Görülüyor ki teori kurma bir bina inşa etmeye benziyor. Temel atılmadan, bina inşa edilemez. İlk kabuller olmadan da muhakeme yapılamaz, teori geliştirilemez.

Dedüktif sistemin kuruluşunu aşağıdaki satırlarda iktisat biliminden örnek vererek anlatmaya çalışacağım. Örneği iktisattan seçmemin sebebi, uzmanlık alanımın iktisat bilimi olmasıdır.

II) DEDÜKTİF SİSTEMİN YAPISI

Dedüksiyon iktisatçının bilgi üretmek için geniş çapta kullandığı yöntemlerden biridir. İşin ruhunu kavramak ve yaratıcı olabilmek için dedüksiyonu ve onun ürünü olan dedüktif sistemi iyi öğrenmek zorundayız.

Ekonomi biliminde hemen her konu, teorik bir oluşuma sahiptir. Yukardaki inşaat örneğini tekrar başvurursak, bu oluşumun iki bölümü vardır:

-Temel: Öncüller (Varsayımlar, başlangıç kavramları, değişkenler)

-Bina: Kanıtlama (muhakeme).

İktisat kitapları; teorileri anlatmaya, temel kavramları (başlangıç kavramlarını) tanımlayarak başlar. Bu bir makroekonomi ya da mikroekonomi kitabı için de böyledir.  Temel kavramlara iktisattan şu örnekleri verebilirim: İhtiyaç, mal ve hizmetler, tüketim, üretim, üretim faktörleri, kıtlık, alternatif maliyet, üretim imkânları eğrisi...

Acaba ders kitapları anlatıma neden kavramlarla başlar? Yanıt: Belli bir yöntemin gereği olduğu için! Bu, bir koşucunun başlangıç çizgisinden itibaren koşmaya başlamasına benzer: Atletler yan yana dizilirler ve hakem düdük çalar çalmaz bir hedefe, bitiş çizgisine doğru koşmaya başlarlar. İşte tıpkı bunun gibi iktisatçı için de bir hareket noktası lazımdır. Bu benzetmede:

-Hareket çizgisi temel kavramları temsil eder.

-Koşma, muhakemeyi temsil eder.

Temel kavramlar, muhakemenin hareket noktalarıdır.

III) DEDÜKTİF SİSTEMİN BİR ÖRNEKLE AÇIKLANMASI

Dedüktif sistemi bir ekonomik örnekle daha somut olarak anlatmaya çalışalım.

Bir teori, örneğin üretim teorisi nasıl kurulur?

Mikroekonomide teoriler muhakeme yoluyla oluşturulur. Bilindiği gibi iki tür muhakeme vardır: Endüksiyon ve dedüksiyon. Mikroekonominin kullandığı yöntem dedüksiyondur.

Sağlam ve yaratıcı bir mikroekonomi bilgisi dedüksiyon işlemini iyi bilmemize bağlıdır. Üniversite öğrencilerine önce dedüksiyon yapmayı öğretmeden, onlara dedüksiyon bilincini iyice aşılamadan, Mikroekonomi veya benzeri bir disiplinin konularını öğretmeye kalkışmak yapılabilecek en büyük öğretim hatalarından biridir. 

Öyleyse gerekli soruyu soralım: Dedüksiyon nedir?

Teorilerde, ders kitaplarında, çok büyük ölçüde dedüksiyon yapılır. Dedüksiyon zincirleme bir süreçtir: İlk varsayımlardan, kavramlardan hareket edilir. Bir önermeden mantıklı bir şekilde başka bir önermeye geçilir. Ondan da bir diğerine… Arada yeni varsayımlar yapılabilir. Yeni kavramlar tanımlanabilir. Bunlar da muhakemeye katılır, kullanılır. Yeni önermeler ileri sürülebilir. Böyle adım adım gidilerek, en sonunda bir veya birkaç sonuç önermesine erişilir. Dedüksiyon işte böyle bir zihinsel bir süreçtir.

Örnek olarak bir Mikroekonomi kitabının “İçindekiler” kısmını açalım. Ben Orhan Türkay’ın “Mikroiktisat” kitabını örnek aldım[ii].

Oradan herhangi bir bölümü, örneğin “Üretim ve Firma Teorisi” bölümünü seçip planını inceleyelim.

a) Bu planın alt başlıklarını iki genel başlık altında toplayabiliriz:

- 1, 2 ve 3 alt başlıklı kısımları tek bir başlık olarak (Buna A diyelim),

- 4, 5, 6, 7, 8 ve 9 alt başlıklı kısımları da diğer bir başlık (B) olarak gruplandırabiliriz.

Şimdi teori şemasını hatırlayalım. Görüyoruz ki teorinin kavramları, değişkenleri, varsayımları ... A kısmında bir bir belirtiliyor ve ilgili sayfada açıklanıyor, aynen şöyle:

1: Üretim (Üretim, üretici, üretim fonksiyonu, uzun dönem ve ölçeğin verimi, kısa dönem ve azalan verim kanunu, ortalama ürün eğrisi, marjinal ürün eğrisi).

2: En Düşük Maliyetle Üretim.

3: Maliyet Kavramları (Kısa dönem maliyet eğrileri: Sabit maliyet, değişken maliyet, toplam maliyet, ortalama maliyet, marjinal maliyet. Uzun dönem ortalama maliyet eğrisi)

b) Muhakeme ise 4 numaralı alt başlıktan itibaren başlıyor, yani B kısmına geçiyoruz. Bu kısmın konu başlıkları ise sırasıyla şöyle:

4:Kârın Maksimumlaştırılması ve Firma Dengesi

5:Değişik Piyasalar ve Firma Dengesi

6:Tam Rekabet Teorisi

7:Monopol Teorisi

8:Oligopol Teorileri

9:Monopollü Rekabet Teorisi

Bu son başlıklar altında dedüksiyon yapılıyor, yapılan muhakemeler daha önce A kısmında verilmiş olan tanım ve varsayımlara dayanıyor. Ancak yeni tanım ve varsayımlar da muhakemeye katılabiliyor. Yapılan dedüksiyonun anlaşılırlığı ve doğruluğu söz konusu kavram ve varsayımların önceden doğru olarak kabul edilmiş ve iyi öğrenilmiş olmalarına bağlıdır. Şu hususta çok iyi bilinçlenmiş olmalıyız: A kısmındaki bütün tanımlar ve varsayımlar, B bölümüne bir hazırlık olarak, bir temel olarak ortaya konuyor. Muhakeme (kanıtlama) bu ikinci kısımda yapılacaktır. O halde diyebiliriz ki A kısmı ne kadar iyi bilinirse, B kısmının anlaşılması ve öğrenilmesi de o kadar kolay olacaktır.

Muhakeme sonunda ulaşılan sonuç önermesi şudur: Marjinal hasılat ile marjinal maliyetin birbirine eşit ve marjinal maliyetin yükseliyor olduğu üretim hacminde firma dengededir.

Bu son önermenin doğruluğu, muhakemeye esas olan varsayım ve kavramların doğru kabul edilmesinden ileri gelir. Gerçek hayatta doğru mudur? Bunu anlamak için, sonuç önermesinin, olgularla karşılaştırılarak test edilmesine gerek vardır.

IV) DEDÜKSİYON KURALLARI

Dedüksiyonun beş kuralından söz edilir. Ben burada en önemli üçünü tanıtacağım size:

-Varsayım kuralı,

-Yineleme kuralı,

-Tanım kuralı.

a) Varsayım Kuralı: Her dedüksiyon bir küme öncülden (varsayımdan, başlangıç noktası olarak alınmış önermelerden) hareket edilerek başlar. Ancak dedüksiyon sürecinin her aşamasında muhakemeye yeni varsayımlar dahil edilebilir. Tanımlar da bir tür varsayım rolü üstlenir, o halde sürece yeni tanımlar da katılabilir, bütün bunların da doğru olduğu kabul edilir. Muhakeme sırasında her gerektiğinde kullanılırlar. Örnekler: Toplam hâsılat, âzamî kâr, normal kâr, başa baş noktası…

b)Yineleme (Tekrarlama) Kuralı: Bir önerme, varsayım ya da tanım bir kez ortaya konup kabul edildikten sonra, bütün dedüksiyon boyunca (bütün teori boyunca) geçerlidir ve doğru olarak kabul edilir. Çünkü bir dedüksiyon zaman içinde yapılıyor, bir anda yapılıp bitmiyor.

Dedüksiyon için önceden kullandığımız bir önermeyi, varsayımı ya da tanımı dedüksiyonun sonraki her aşamasında yeniden kullanabiliriz. Bu kullanım genellikle şu ifadelerle yapılır: “Bilindiği gibi” , “daha önce gördüğümüz gibi.” Ancak kullanım bu ifadeler olmadan da yapılabilir.

Örnek: “Firma marjinal maliyet ve marjinal hâsılat eğrilerinin birbirini kestiği D noktasının gösterdiği satış hacminde dengededir.”

Bu örnekte “marjinal maliyet eğrisi” terimi, A kısmında, “marjinal hâsılat eğrisi” terimi varsayım kuralı yoluyla B kısmında ortaya konmuş ve doğru olarak kabul edilmiştir.

c)Tanım Kuralı: Dedüksiyon sırasında kimi ifadeler bir ad verilerek kısaltılabilir.

Muhakeme sırasında istediğimiz zaman tanımı açarız, istediğimiz zaman kapatıp kısaltır, yalnızca adını kullanırız. Tanım kuralı “bir başka deyişle”, “kısaca belirtmek gerekirse”, “buna şu ad verilir” , “bilindiği gibi” şeklindeki ifadelerle belirtilir.

-Kapatmaya örnek: Üretim miktarı bir birim artırıldığında toplam maliyette meydana gelen değişmeye Marjinal maliyet denir.

-Açmaya örnek: Toplam hâsılat bilindiği gibi “belli bir ürünün satışından elde edilen para toplamı”dır.

SONUÇ

Bilimsel yöntem konusu son derecede hayatî bir konudur. Çünkü bilimsel bilgi bilimsel metotla üretilir. Biz bu alanda çok eksiği olan bir toplumuz. Bilgi silaha benzer. Nasıl silahlı bir insanın karşısında kendinizi zayıf hissederseniz, aynı şekilde bilgili insanın karşısında da kendinizi zayıf hissedersiniz. Bu, toplumlar için de geçerlidir.

Batı toplumlarından bilim ve teknik bakımından neden gerideyiz? Neden bunca yüzyıl sonra bile onların saldırıları altında eziliyor, onlar tarafından sömürülüyor, hor görülüyor, hâkir durumlara düşürülüyoruz? Temel sebep olarak bilimsel metotları bilmediğimiz için, kavrayamadığımız, uygulamadığımız için!... Bilimsel yöntemlerle bilgi üretip kullanamadığımız için! Bu yüzdendir ki yaratıcı olamıyoruz, taklide, kopyacılığa, aktarmacılığa mahkûm oluyoruz. Her şeyi Batı’dan bekliyoruz. Bu, gerçekten utanılacak bir durumdur.

Eğitim ve öğretim sistemimizde bilimsel yöntemlere, bugüne kadar olduğundan kat kat daha fazla yer vermemiz gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmış olmuyor mu?

Atatürk boşuna mı “hayatta en hakikî mürşit bilimdir” demiştir?



[i] Bakınız: Cihan Dura, Düşünme Araştırma Yazma, Ekin yayınları, Bursa, 2005, s.219 ve devamı.

[ii]Burada örnek olarak Orhan Türkay’ın Mikroiktisat (İmaj Yayıncılık, Ank.,1999) kitabını kullandım.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura