2007 - 2011 Makale Arşivi > Bilimsel Yöntem Yazıları
13-12-2009
*İSLAM'DA BİLİMSEL DEVRİM NEDEN OLMADI?

 

Kütüphanemdeki seçme kitapları her gün kısım kısım gözden geçiririm. Bir iki ayda devreder, sonra yeniden başlarım. Çünkü bir emekliyim ben, boş vaktim o kadar çok ki.Sample Image

Bugün Pervez Hoodbhoy’un “İslam ve Bilim: Bağnazlığa Karşı Akılcılığın Savaşı” adlı kitabı geçti elime. Aldığım her kitabın son sayfasının en altına kırmızı kalemle adımı yazar, alınış tarihini kaydederim, baktım: tarih 7.7.1996…, tam 13 yıl geçmiş üzerinden. Bir defa sonuna kadar okumuştum, çok etkilemişti beni. Bu kez tesadüfî olarak bir sayfasını açtım, şu bölüm başlığı çıktı karşıma: Bilimsel Devrim İslam’da Neden Meydana Gelmedi?

Gayri ihtiyari ben de mırıldandım. “Neden?”

 

I) Düşünmeyi tahrik etmenin, değişik teknikleri vardır. Bunlardan zaman zaman uygulamaya çalıştığım, vaktiyle öğrencilerime da tavsiye ettiğim biri “aktif hayranlık” tır. “Hayret etme yetimizi” geliştiren, dolayısıyla düşünmeyi kışkırtan bu tekniği “Düşünme Araştırma Yazma” kitabımda (Ekin Kitabevi, 2005, s.9) açıklamıştım, oradan bir özet sunayım size:  

Kendime bir düşünme konusunu bilinçli olarak seçerim. Kendi kendime birtakım sorular sorarım. Okunacak ya da görülecek şeyi önceden tasarlar, tahmin etmeye çalışırım.  Başka bir deyişle ilgimi çeken konuyu önceden görmeye çalışırım. Konuyu hemen doğrudan incelemem, ertelerim bu işlemi. Onu zihnimde canlandırmaya, gerçekte nasılsa o halini tahmin etmeye, düşünerek kafamda yeniden kurmaya çalışırım. 

Sonra realiteye bakarım, örneğin kitabın o sayfalarını okurum. Okudukça, kendi tasarımımı realitede (o sayfalarda) olanla karşılaştırırım.  Gerçeğe uyuyor mu benim tasarımım? Uyar ya da uymaz, o kadar önemli değildir. Belki uymaması daha iyidir. Çünkü düşünme süreci asıl bu uyumsuzluklar sayesinde harekete geçer. Düşünmemi, gördüğüm o farklılıklar tetikler.

Şimdi bu tekniği yukarda sözünü ettiğim kitabın “Bilimsel Devrim İslam’da Neden Meydana Gelmedi?”  bölümüne uygulayalım mı? Haydi uygulayalım.

Kendi kendime şu soruyu soruyorum: Acaba yazar, Pervez Hoodbhoy, bu bölümde nelerden, hangi sebeplerden bahsetmiş olabilir?  Ortaya attığı soruyu nasıl yanıtlamış olabilir? Yazar tam 20 sayfa ayırmış bu soruyu yanıtlama işine. Ben o sayfaları hemen kapatıyorum, şimdilik okumuyorum. “Aktif hayranlık” tekniğini uygulayacağım ya, aynı soruya kendim cevap vermeye çalışacak, daha sonra yanıtlarımı Hoodbhoy’un açıklamaları ile karşılaştıracağım.

II) Elimi şakağıma dayayıp düşünmeye, belleğimi yoklamaya başladım. Kısa bir süre içinde aklıma gelen altı sebebi aşağıda sunuyorum.

Bilimsel Devrim İslam’da meydana gelmedi, çünkü:

1) Bilimsel düşünce gelişmedi, bilimsel yöntem bulunamadı.

Bence bu etmen, bilimsel yöntem eksikliği, başta gelen sebeplerdendir. Dolayısıyla bir örnek üzerinde açıklama ihtiyacı duyuyorum. Şu soruyu atalım ortaya: “Ateş yakar” diyen ne yapmıştır?

- Büyük İslam âlimi Gazali’nin yanıtı: ‘Ateş yakar” diyen kâfirlik yapmıştır.

Gazali’ye (1058-1111) göre Türk filozofları Farabi ve İbni Sina’nın kâfir olması; doğrudan doğruya, bilime bağlı olmalarındandır. “Filozoflar” dediği iki büyük düşünürümüz bilim gereği “ateş yakar” demektedirler. Gazali’ye göre bunu diyen “kâfir” olur, çünkü ona göre ateşin iradesi yoktur ki yaksın; irade Allah’ındır. Allah ateşe “yak” derse ateş yakar. Nitekim Nemrut Hz. İbrahim’i ateşe attığında Allah “yakma!” demiştir ve ateş de yakmamıştır[i].

- İngiliz Filozofu Bertrand Russell’ın (1872-1970)  yanıtı:  “Ateş yakar” diyen bilimsel metot gütmüştür.

Russell (Rasıl)’a göre bilimsel metot oldukça yalındır: Bir olgu incelenirken, incelemeyi yapan kimsenin o çeşit olguları idare eden genel yasalar keşfini sağlayacak gözlemlerde bulunması… İşte o kadar. İki basamağı vardır: birincisi, gözlem; ikincisi, bir yasaya ulaşmak. Aslına bakılacak olursa, ilk defa “ateş yakar” diyen insan, hele birkaç kez bir tarafını yakmışsa, bir bilimsel metot gütmüştür. Bu insan hem gözlem, hem de genelleştirme konaklarından geçmiştir[ii].

Gazali dedüktif yanılma (otoriteye başvurma) yoluyla düşünüyor ve bir sonuca ulaşıyor. Kendisi de büyük bir otorite olduğundan, İslam dünyasının, bilimsel yöntemden uzaklaşmasına önemli bir katkıda bulunuyor. Açıklamayı ânında fizikötesi güce, Allah’a bağlıyor. Böyle olunca, toplum daha ileri bir adım atmaya gerek duymuyor, “ateş neden yakar” diye sormuyor. Çünkü cevap verilmiş, hazır…  Böyle bir toplumda da tabiî asırlar boyunca bir Lavoisier, bir Pasteur, bir Einstein ve benzeri bilim adamları artık yetişemiyor.

Çünkü bilimsel metot daha baştan dışlanmış oluyor.

2) “Bilimsel devrim İslam’da neden meydana gelmedi” sorusuna ikinci yanıtım şu oldu: Başlangıçta önemli ilerlemeler oldu, ancak sürdürülemedi; bunların önü kesildi, özellikle 11.yy.’dan itibaren.

3) Üçüncüsü, İslam dünyasında gerçek arayışı kök salamadı, yaygınlaşamadı. Maddî dünyanın ne olduğuna yönelik merak eğilimi aydınlar arasında gelişemedi. Bilim deyince sadece “naklî bilimler” anlaşıldı.

4) Bu saydığım hususlarda İslam’ı anlayış şekli önemli rol oynadı; bu anlayış şuydu: Hakikat, bütün hakikat Allah’ın gönderdiği kitaptadır, hadislerdedir, başka yerde aramaya gerek yoktur. Farklı bir arayış suç ve günah sayıldı. Birey olarak insan ezildi, hâkir görüldü. İnsan bir hiçti. Her şeyi yapan, her şeyin sebebi İlahî İrade idi.  Her yetenek ve güç, olup biten her şey mutlak şekilde doğrudan doğruya o doğaüstü güce bağlandı. Olgudan, hemen, doğrudan doğruya İlahî İrade’ye sıçranarak, yaratılışta olguların birbirine bir sebep-sonuç zinciri halinde bağlanışı görülemedi. İnsanın, İlahî İrade’yi dışlamadan, bu sebep-sonuç zincirini ortaya çıkarabileceği, keşfedilebileceği bilinemedi. Kader kavramı çok abartıldı.

5) Böyle bir durum İslam dünyasında tabiî yöneticilerin de işine geldi. Kaderci anlayışı candan teşvik ettiler. Çünkü halkı bu sayede daha kolay yöneteceklerdi. Yüzyıllar böyle heba edildi. Hiç mi uyanışlar, uyarışlar ya da karşı çıkışlar olmadı? Oldu, ancak hepsi sindirildi, bastırıldı, yok edildi[iii]. Öyle bir düzen yaratıldı ki insanlar dinî metinler dışında, özgürce düşünemediler, araştıramadılar.

6) İslam dünyası bu halde iken ya da en azından bu şartlara doğru sürüklenirken, Batı dünyası; çirkin yönüyle Emperyalizm, sömürgecilik ve bilimsel-teknik ilerleme sayesinde gittikçe güçlendi. İslam ülkelerini zamanla nüfuzları altına aldılar, bazılarını sömürgeleştirdiler. Oralardaki bilim karşıtı yapıların sürdürülmesini lehlerine gördüler, tabiî teşvik ettiler, despot yönetimlerle işbirliği yaptılar. Emperyalizmin bu siyaseti bugün de aynı değil midir? Boşuna mı Türkiye’de ılımlı İslam istiyorlar, boşuna mı “Laiklik o kadar da önemli değil” diyorlar!...

Elbette başka sebepleri de olabilir bilimsel devrimin İslam’da meydana gelmeyişinin; ancak bir amacım da düşünmeyi tahrikte “aktif hayranlık” tekniğinin uygulanışına bir örnek vermekti, şimdi o konuya dönelim.

III) Arayışımı, düşünme sürecimi burada keserek tekrar Hoodbhoy’un kitabına dönüyor,  Bilimsel Devrim İslam’da Neden Meydana Gelmedi?” bölümünü baştan sona okuyup bitiriyorum. Netice olarak yazarın, soruyu yanıtlarken altı sebep üzerinde yoğunlaştığını tespit ediyorum:

-Kadercilik, teorik bilginin (soyut düşünmenin) dışlanması, reel dünyada olup bitene karşı ilgisizlik,

-Eğitimin din kaynaklı olması, laik eğitimin reddi,

-İslam’ın, bir burjuvazinin ortaya çıkmasını engellemesi,

-Kaynağı köylüden sağlamaya dayalı ekonominin teknik ilerleme dürtüsünü engellemesi,

-Şehirler ve esnaf loncaları gibi özerk kurumların zayıflığı,

-Siyasal ve dinsel bir merkezî otoritenin yokluğu.

Evet, yazarımız Pervez Hoodbhoy’un saydığı faktörler bunlar…, birkaçı benim bulduklarımla benzer, ama çoğu oldukça farklı.

Ve ben bu farklı faktörler üzerinde düşünmek için dayanılmaz bir istek duyuyorum şimdi içimde…



[i] Sadık Göksu, “İslam Dünyasında Düşünmenin Yasaklanması”, İnsancıl, S.225, Nisan 2009, s.32.

[ii] Bertrand Russell, Bilimden Beklediğimiz, (Çeviren: Avni Yakalıoğlu), Varlık Yayınları, İst., 1962, s.14.

[iii] Bir örnek olarak bakınız: Yaşar Nuri Öztürk, Arapçılığa Karşı İmamı Azam Ebu Hanife, Yeni Boyut, 11.B., İst., 2009.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura