2007 - 2011 Makale Arşivi > Emperyalizm Yazıları
31-08-2011
*DERİN MERKEZ ORTADOĞUYU NASIL PARÇALIYOR

Sample ImageDerin Merkez -ve onun yönetimi altındaki ABD ile İngiltere, Almanya, Fransa gibi Merkez ülkeleri- Çevre ülkelerinin, Ortadoğu gibi bölgelerin birer sömürü alanı olarak kalmalarını sağlamak ve kendilerine rakip birer güç haline gelmelerini önlemek için türlü silahlar kullanmaktadır. Bunlardan ekonomik nitelikte olanlar vardır ki ilki serbest ticarettir. İkinci silah, hedef alınan devletleri borçlandırmaktır. Üçüncüsü özelleştirmedir. Merkez’in, Çevre ülkelerine karşı kullandığı dördüncü silah yabancı sermayedir. Beşincisi hedef ülkeye toprak sattırmaktır. Bunların dışında Merkez’in kullandığı başka silahlar da vardır: Kirli bilim gibi, “demokratik” rejim dayatması gibi… Çok önemli olan bir silah da hedef ülkenin halkını parçalamak, birbirine kırdırmaktır.

Bu sonuncu silah günümüzde en açık ve en zalimane şekilde Ortadoğu’da kullanılıyor[i].

I) Amerika, günümüzün süper gücü, küresel şirketler imparatorluğu, “tek dişi kalmış canavar”ı, epeydir Ortadoğu’da iş başında… Amacını gizlemiyor: Arap dünyasını, Ortadoğu halklarını parçalamak!... Kendi çıkarları, daha doğrusu küresel şirketlerinin çıkarları doğrultusunda elbette... İngiltere, Fransa gibi diğer emperyalist ülkeler de hemen yanı başında, aynı safta… Hedef hep aynı: Dünyanın başta gelen bu petrol bölgesini kontrol etmek, diğer kaynaklarını da tabiî! Her biri bu yeni açılan kurtlar sofrasında, salyalarını saça saça, bir şeyler kapmanın peşinde…

Emperyalizm -yani Amerika, onun anası İngiltere ve diğerleri- bu amaçla hep aynı silahı, “farklılıklar”ı kullandılar, yeni farklılıklar yarattılar; başlıca üç alanda: Din, etniklik ve ekonomi…

Öncelikle, hedef ülkelerde din temelinde ayrılıkları kışkırttılar. İslam dinini -bölünmesini sağlayarak- iki şekilde kullandılar: Köktendinciliği öne çıkardılar, ılımlı İslam’ı ortaya sürdüler.

Çirkin Batı etnik ayrılıkları da körükledi. Ülkelerin sanayileşmesini engelledi. Ulusal ekonomileri bozarak, kendisine bağımlı hale getirdi; zengin ve fakir arasında uçurumlar yarattı. Yöneticilerle halk arasında farklılık yarattı, mevcut farklılıkları derinleştirdi.

Derin Merkez’in sömürmek istediği ülkeleri yönetebilmek, en azından kontrol altında tutabilmek için bulduğu en etkili yol hep aynı olmuştur: Bugün Türkiye’de de yaptıkları gibi toplumdaki farklılıkları öne çıkarmak, kışkırtmak, mümkünse birbirinin üzerine saldırtmak!... Şu sıralarda Libya’da yaşanan trajedinin, bu söylediklerimden farklı bir şey olduğunu kim ileri sürebilir?

II) Amerika Arap dünyasını kolay yatırım yaptığı, doğal kaynaklarını sömürdüğü, sadece tüketim yapan, küçük, savunmasız devletçiklerden oluşan bir bölgeye dönüştürmeyi planlamıştır. Bu planın adı Büyük Ortadoğu Projesi’dir, yani bölgeyi parçalayarak sömürme projesi… Amaç bölge ülkelerini zayıflatmak, içten çökertmektir. Yeni Ortadoğu Projesi ile küreselleşme denen akım, Batı’yı birleştirirken, Ortadoğu’yu paramparça etmektedir.

Amerika’nın uyguladığı politika, aslında eski bir politikadır: Halkı bölüp birbirine kırdırma politikası!... 1990’lı yıllarda ortaya çıkan atılan Yeni Dünya Düzeni!... O da Büyük Ortadoğu projesini dayatıyor. Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin nihaî hedefi hep aynıdır: Petrole ve diğer kaynaklara sahip olmak için, bölgedeki ulus devletleri bölüp parçalamak, etkisiz hale getirmek... Büyük Ortadoğu projesi aynı zamanda kapitalist sistemin, Amerikan sopası altında, diğer ülkelere şırınga edilmesi projesidir. Bölgedeki zenginliklerin, Batı’ya taşınması projesidir. Proje bölgemizdeki istikrarsızlığı artırmaya yöneliktir. Çünkü “bölgedeki istikrarsızlık hep paraya tahvil” edilmiştir. Sonunda büyük silah şirketleri, satışlarını muazzam miktarda artırmış, kasalarını tıka basa parayla doldurmuştur.

Daha somut olarak, projenin hedefi Fas’tan Pakistan’a kadar uzanan alandaki 22 devletin rejimini, sınırlarını değiştirmektir. Petrol zengini Irak, küçük parçalara bölünmesi planlanmış olan ilk ülke... Bu plan şu anda uygulanma aşamasında: Ülke başlangıçta üçe, sonra daha küçük şehir devletlerine bölünecek. Pentagon kaynaklı haritalarda Irak ve bölge devletlerinin hangi devletçiklere bölüneceği görülebiliyor. Irak’ta Amerikan Senatosu’nun onayladığı üç parça dışında, özerk vilayetler kurulacak. Böylece petrolün denetimi kolaylaşmış olacak.

III) İsrail bir Ortadoğu ülkesidir, ancak Ortadoğu’da Derin Merkez’in adeta kâhyası konumundadır. Bundan dolayı onun da Ortadoğu ülkelerini kamplara ayırma planını sahiplenmiş olmasına şaşmamak gerekir. Bu ülkeler kendi aralarında boğuşurken, İsrail’le uğraşamayacakları hesabını da yapıyor kuşkusuz. Nitekim 1982’de İsrail’in ünlü Kivunim adlı enformasyon dergisinde önemli bir belge yayınlandı. Eski dışişleri görevlisi Oded Yinon, “İsrail için Strateji” başlıklı yazısında bölgedeki dengelere değinerek, Ortadoğu’nun nasıl parçalanacağını anlatıyordu. Hangi ülkeler kaç parçaya ayrılacak, bölme operasyonunda hangi unsurlardan faydalanılacak, ayrıntılı olarak açıklıyordu.

Lübnan, Irak ve Suriye ile ilgili plan şöyleydi: Lübnan din ve mezhep farklılığına göre beş bölgeye ayrılacaktı. Katolikler, Marunîler, Müslümanlar, Dürzîler ve Şiîler belli bölgelere toplanacaktı. Irak üçe bölünecekti. Güneyde Şiî, ortada Sünnî, kuzeyde Kürt devletleri olacaktı. Suriye en az dört parça olacaktı: Kuzeyde bir Alevî devleti oluşturulacak, Halep bölgesinde ise bir Sünnî devlet kurulacaktı. Şam’da bir başka Sünni devlet ortaya çıkarılacak, İsrail sınırında bir Dürzî devleti kurulacaktı. Suriye’yi karıştırma planında ilk sıra Alevî-Sünnî ayrımına veriliyordu.

IV) Parçalama sürecinde hangi yöntemler uygulanıyor? Benim tespit edebildiklerim şunlar: Kaos yaratma, çatıştırma ve “mazlum”ları koruma rolü, işbirlikçi bulma, birleşmeleri önleme.

- Bir ülkeyi bölmek için önce orada kaos ortamı yaratıyorlar. Irak’ta bu kaosu yarattılar: Kürt, Arap, Sünnî, Şii… Lübnan’da da öyle...

- Kuzey Irak 2003’e kadar “güvenli bölge” olarak Batı’nın himayesinde büyüyüp serpildi. Kural belliydi: Önce hedef ülkede çatışma başlatılacak, sonra çatışmaya müdahale edilecekti. Mazlumları koruma bahanesi ile, hükümetler bir “güvenli bölge” oluşturulmasına razı edilecek, sonra o güvenli bölgeden yeni bir devlet çıkarılacaktı!

- Parçalara bölünmüş milletlerin yöneticileri konumundaki politik aktörler dış çıkar gruplarıyla yakın ilişkilere giriyorlar. Büyük devletlerin küresel politikaları doğrultusunda kendi halklarına ve komşu devletlere karşı planlar geliştiriyorlar.

-  Ortadoğu zenginliklerin anası olan bir bölge... Bu toprakların insanları birbirine düşman olmalı. Olmalı ki “düzen” sürsün. Mısır ve Suriye 1958’de tüm zorlukları aşarak bir araya gelmişti. Öyle baskılarla karşılaştılar ki birlik ancak üç yıl dayanabildi.  1979’da bir girişim daha oldu: Bu kez Irak ile Suriye birleşmek istedi. Çok geçmedi, sahneye Saddam Hüseyin çıkarıldı. Saddam bir darbeyle Irak’ın başına geçip, birleşme yanlılarının tümünü bir gecede kurşuna dizdirdi. Arkasında Batı desteği, Suriye ile bütün ilişkileri dondurdu, ardından İran’a savaş açtı.

(Konuya devam edeceğim)



[i] Yazımda şu değerli kaynaktan geniş ölçüde faydalandım: Banu Avar, Böl ve Yut, 4.B., Remzi Kitabevi, İst., 2009, ss. 35-150

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura