2007 - 2011 Makale Arşivi > Bilimsel Yöntem Yazıları
07-02-2009
*BIR TEORI NASIL KURULUR?

Sample ImageBilimsel bir teori; kavramsal bir şema, bir bilgi alanının soyut ve simgesel anlatımıdır. “Belirli olguları, olgusal ilişkileri açıklamaya yönelik kavramsal bir sistem” ya da “bir ölçüde de olsa doğrulanmış, ancak henüz tümüyle kesinleşmemiş bir önermeler sistemi”dir.

İyi kurulmuş bir teori, dedüktif bir sistemin özelliklerini taşır. Çünkü teori kurmak demek, belli bir alandaki bilgileri dilegetiren genellemeleri mantıksal bir düzene koymak demektir. “Mantıksal düzen”den  şu anlaşılır: Seçilmiş birkaç temel ilke ya da genellemeden (öncüllerden), geriye kalan tüm öbür önermeler -vargı olarak- çıkarılabilmelidir.

Bir dedüktif sistem salt bir kalıp olabileceği gibi, olgusal içerikli bir teori de olabilir. Birincisi, mantık ve matematikte söz konusudur. Bu takdirde kavramlar, anlamı verilmemiş bir takım simgeler; önermeler  “içi boş cümle kalıpları”dır. Sistem olgusal hiçbir anlamı olmayan formüllerden kurulu, mantıksal bir iskelet gibidir. İkincisi, deneysel bilimlerde geçerlidir  (Yıldırım).Örnekler verelim : Öklid geometrisi bilim tarihinin ilk dedüktif (aksiyomatik) sistemidir.

Batlamyus’un yer-merkezli, Kopernik’in güneş-merkezli evren teorileri; gezegenlerin hareketlerini açıklamaya yönelik sistemlerdir. Parçacık ve dalga teorileri, ışığın özellikleriyle; gazların kinetik teorisi, gazların özellikleriyle ilgili teorilerdir. Sosyal bilimlerden -örneğin, ekonomi biliminden- şu örnekler verilebilir: Değer teorisi, üretim teorisi, istihdam teorisi, Keynesgil teori, dış ticaret teorisi, büyüme teorisi, Marksist iktisat teorisi,...

ÖGELERİ

Bir dedüktif sistem ilkeler ve kanıtlamalardan oluşur.

İlkeler; göreli olarak “en basit düşünceler” olup, sistemde “çıkış noktası” olarak alınırlar. Sistemin “ilk kurucu ögeleri”dir. Örneğin, matematikte, aksiyom, postulat ve tanımları kapsar.

Aksiyomlar  akıl için doğruluğu apaçık olan, genel nitelikte önermelerdir. Doğruluğu herhangi bir kanıtlamayı gerektirmez. Bunların aksini düşünmek bizi çelişkiye götürür. Örnek: Bütün, parçalarının her birinden büyüktür.

Postulatlar  özel niteliktedir; matematiğin her dalının ayrı postulatları vardır. Aksiyomlar ölçüsünde açık olmayan, aksi düşünülünce çelişkiye götürmeyen önermelerdir. A. Timuçin postulatı (konutu) şöyle açıklar: “Apaçık ve kanıtlanır olmamakla birlikte doğru diye benimsenen önerme.” Doğruluğu kanıtlanamaz ama, yanlışlığı da gösterilemez. Karşıtı, usa aykırıdır.  Örnek: İki noktadan ancak tek bir doğru geçer.

Tanımlar  matematiğin türlü dallarına özgü kavramlara aittir. Örneğin sayının, asal sayının, şeklin, eşitliğin tanımı vardır. Bununla birlikte modern anlayışa göre, matematiğin ilkelerini sınıflamak, her birine ayrı adlar vermek doğru değildir. Bu nedenle günümüzde bunların hepsine tek bir ad, “aksiyom,”  oluşturdukları sisteme de  “aksiyomatik sistem”  adı verilmektedir.

Kanıtlama ilkelerden hareketle, vargılar elde etme işlemidir. Vargı “bir usavurmada öncüllerden çıkarılan sonuç”tur. Descartes’ın deyimiyle “kesinlikle bilinen bazı şeylerden, zorunlu olarak çıkan her şeydir”  (Timuçin).Bir dedüktif teorinin başlangıç noktasında üç geleneksel “ilke”  (tanımlar, aksiyomlar ve postulatlar) yerine, iki öncül  ögenin yer aldığı da söylenebilir. Bu ögeler şunlardır: Kanıtlanma gerektirmeyen önermeler   (aksiyomlar) ve tanımlanma gerektirmeyen kavramlar  (ilk kavramlar)...  Bilimsel bir teoride kanıtlanma gerektirmeyen önermelere kısaca varsayımlar  adını veriyoruz. 

Tüm çalışma; bu iki temelden hareketle, kanıtlama yoluyla doğrulanan yeni önermeler (teoremler) ve tanımlama yoluyla belirlenen (sisteme giren) yeni kavramlar oluşturmaktan ibarettir. Sisteme tanımlama yoluyla giren kavramlara, “türetilmiş”  ya da “tanımlanmış kavramlar”  adı verilir.

İlk kavramlar (simge, söz olarak terimler) sistemin başlangıç malzemesidir. Seçilmeleri ve kullanılmaları büyük dikkat ve özen ister.

İlk kavramlarla türetilmiş kavramlar -yani sistemin kapsadığı bütün kavramlar-  hep birlikte, “sistemin vokabüleri”ni oluşturur. Kavramlar (terimler) “teorik terim”  ya da “gözlemsel (olgusal) terim”  biçimlerini de alır. Bunlardan birinci grup, “soyut;” ikincisi, “somut” nitelikte terimlerdir. Aksiyomlar (varsayımlar) ile teoremler “sistemin cümleleri”dir. Ayrıca “sistemin kuralları”  vardır (Yıldırım). Bir teoride yer alan önermeler  -daha doğrusu genellemeler- üç tür olabilir (Yıldırım) :

a) Teorinin açıkladığı olgusal ilişkileri dile getiren ve gözlemsel terimlere dayanan önermeler;

b) Teorinin, olguların görünüşü ötesinde varsaydığı, gözlemlenemeyen nesne, süreç ya da ilişkileri yansıtan temel ilke ya da varsayımlar;

c) Temel varsayımlarda geçen teorik terimleri olgusal önermelerde geçen anpirik terimlere bağlayan, böylece teoriye doğrulanma olanağı sağlayan “karşılaşım kurallar.” 

KURULUŞU

Bir dedüktif sistemde, kanıtlanmış olmadıkça, hiçbir önerme ileri sürülmez. Bunun tek istisnası -yukarda belirtildiği gibi-  ilkeler  adıyla ortaya konmuş olan, az sayıdaki önermelerdir. Nasıl tanımlan(a)mayan şeyler varsa, kanıtlan(a)mayan şeyler de vardır. İşte bu kanıtlan(a)mayan şeylere “ilkeler”  (prensipler, varsayımlar) adı verilir.

Bir kanıtlama  (ispat) doğaldır ki sonsuza değin sürdürülemez; o nedenle birkaç başlangıç önermesine dayanma zorunluluğu vardır. Şu koşulla ki sağlıklı düşünen biri, bunların doğruluğundan asla kuşku duymamalıdır. Sistemde herşey bu ilkelere (varsayımlara) dayanılarak kanıtlanır. Kanıtlamanın işlevi, önermelerin gerçekliğini kabul ettirmektir. Sisteme, dedüksiyonun her aşamasında yeni varsayımlar da katılabilir.

Bir aksiyomatik (dedüktif) sistemi tanıtıcı nitelikler şunlardır:

i ) Tamlık: Aksiyomlar (ilkeler) tam bir sistem oluşturmalıdır. Başka bir deyişle bütün teori bunlardan çıkarılabilmelidir.

ii) Tutarlılık:  Aksiyomlar tutarlı olmalıdır. Yani herhangi birinden çıkarılan sonuçlar, bir başkasından çıkarılan sonuçlarla çelişmemelidir.

iii) Bağımsızlık: Bir aksiyom, başka bir aksiyoma bağlı olmamalıdır. Aksi halde, aksiyom, aksiyom olmaktan çıkar.

iv) Azlık : Aksiyomlar, olabildiğince az sayıda olmalıdır.

Kanıtlama için geçerli nedenler, tanımlama  için de geçerlidir. Bir kavram başkalarıyla, bunlar da ötekilerle tanımlanır; öyle ki sonsuzcasına geriye doğru gitmekten kurtulmak için, tanımlanmamış birkaç kavram seçilip orada durulur. Bu indirgenemez kavramlar, Russell’ın deyişiyle bir tür “geometrik alfabe”  gibidir. Kendileri tanımlanamazlar, ancak tanımlar oluşturmaya yararlar. Dedüktif sistemin en başında yer alırlar. Tanımlamanın işlevi; önermeleri oluşturan kavramların anlamını dosdoğru ortaya koymaktır.

Demek ki bir dedüktif sistem (bir teori) iki temel işlem sayesinde kurulup gelişir:  Kanıtlama ve tanımlama... Kanıtlar daha önce ortaya konmuş olanın üzerinde, yalnızca mantık kurallarına uyularak kurulur.

İlk önermelerden, “dedüksiyon kuralları”  aracılığıyla yeni önermeler çıkarılır. Bu önermelere “teorem” ya da “sistemin yasaları”  adı verilir. Dedüktif bir sistemde her teorem, bir sonuç olarak çıkarıldığı önermelere bağlıdır. Dedüksiyon kurallarından, “kanıtlama usullerini”  anlamak gerekir. Bunlardan başlıcaları “yerine-koyma”  ve “ayırma”  kurallarıdır.

İlk kavramlardan yeni kavramlar, bunlardan da başka kavramlar oluşturulur. Bu süreçte, en güvenilir araç; Descartes’ın birinci kuralıdır: “Doğruluğu apaçık bilinmeyen hiçbir şeyi doğru diye almamak...”  Bir örnek vermek gerekirse, Newton teorisinde hareket, zaman, uzay, mesafe gibi kavramlar, ilk kavramlar olarak alınmıştır. Bunlardan hareket edilerek de şu kavramlar türetilmiştir: Hız, ivme, kuvvet, kütle, momentum, enerji, hareketli cisim, yer değiştirme...  Örneğin “kuvvet”  kavramının tanımı için şu yol izlenmiştir (Yıldırım) :

1) Önce, “zaman” ve “mesafe” kavramları kullanılarak, “hız” kavramı tanımlanmıştır.

2) Ardından, “hız” kavramı kullanılarak, sırasıyla “ivme,”  “kütle”  ve “momentum” kavramları tanımlanmıştır.

3) Bütün bu zincirleme tanımlamalardan sonradır ki kuvvet; “momentum’un değişme oranı”  olarak tanımlanmıştır. Tanımlamalar büyük bir dikkatle yapılmalıdır. Tanımlamayla oluşturulan anlam; belirli, açık ve kesin olmalıdır. Bir terimden bir araştırmacı başka, bir diğeri başka şey anlıyorsa, bir anlam karışıklığı söz konusu olup bu durum sistemin gelişmesini önler.

Bütün bu işlemler sonunda, tüm önermelerin ve kavramların aralarında iletişim kurduğu sık bir ağ, bir sistem meydana gelir. Sistemin tek bir parçası bile, bütünü tehlikeye atmadan değiştirilemez. Burada, yine Descartes’ın bir düşüncesini anımsıyoruz:  Nesneler “bir dizi biçiminde koyarlar kendilerini. Bu dizi içinde onları, birbirlerinden giderek tanıyabiliriz”  (Timuçin).

Bilim tarihinde, kuruluşu bakımından, bilimsel bir teorinin başlıca iki kaynağı  olduğu ileri sürülmüş;  sonunda bir senteze ulaşılmıştır (Yıldırım) :(i) Teori insan zekâsının serbestçe yarattığı kavramlardan oluşur. Başka bir deyişle, bilimsel teorilerin kaynağı “insan kafasının yaratıcı gücü”dür. Teoriyi bir “icat” olarak gören bu görüşün tipik temsilcisi Einstein’dır.

(ii) Teori endüktif genelleme ve soyutlama yoluyla, gözlemlerden elde edilir. Başka bir deyişle, olgulardan “tekil önermeler” oluşturulur. Bunlar da, endüksiyon yoluyla genellemelere dönüştürülür. Teoriyi bir “buluş” sayan bu görüşün tipik temsilcisi, Newton’dur.  (iii) Sentez şöyledir: Teoride hem icat, hem de buluş özelliği vardır. Çünkü teori bir kavramsal sistem olarak insan zekâsının ürünüdür. Ancak bu ürün nesnel gerçeğin insan bilincine, insan zekâsına yansımasından doğar.

KAPSAM VE SINIRLARI

Dedüktif bir sistem; bir teori olarak, öncelikle, nesnel gerçeği ya da onun bir bölümünü -gözlem yoluyla saptanmış ilişkileri- açıklamak ve anlamak için kurulur. Bilimsel açıklama “bir olguyu betimleyen önermenin, doğruluğu bilinen başka önermelerden zorunlu olarak çıkarılabilir olduğunu göstermek”  biçiminde de tanımlanıyor. Dolayısiyle, bir teorinin belirli olgusal ilişkileri açıklayabilmesi için, o ilişkileri betimleyen önermelerin, teorinin temel varsayımlarından ya da yasalarından çıkarılabilir olması gerekir. Bununla birlikte, teorinin “açıklama” işlevinden başka,  “öngörme” ve  “sistemleştirme”  işlevleri de vardır (Yıldırım).

Dedüktif bir sistem, tüm doğrulukla muhakeme yapma olanağı sağlar. Bilgiye rasyonellik kazandırır. Pedagojik yararı vardır. Öğretilmesi ve uygulanması, zekâyı eğitir; sağlam  muhakeme alışkanlığını geliştirir. Dedüktif bir sistem (bilimsel bir teori) bir sanat yapıtı gibidir. Nesnel gerçeğe belli  bir teori açısından bakmak, pek çok alışkanlığımıza yeni bir anlam kazandırır. Bilgimizi ve anlayışımızı olağanüstü zenginleştirir.

Bir teorinin geçerliliği,  oluşturduğu teoremlerin doğrulanmasına bağlıdır. Bu doğrulanma; söz konusu teoremler, “nesnel gerçeğin onay”ına sunularak, başka bir deyişle “gözlem ve deney sonuçlarına vurularak”  yapılır.

Teoremlerden bir ya da birkaçı nesnel gerçekle uyuşmazsa, sistemin gözden geçirilmesi gerekir. Hemen hiçbir teori evrensel nitelikte değildir. Çünkü bilimlerde gözlem ve deney alanları genişler; yeni tekniklerle gittikçe daha duyarlı gözlem ve deneyler yapılır.  Böylece, teoriler kendi açıklama güçlerini aşan yeni veriler karşısında kalır; dolayısiyle, yetersiz oldukları anlaşılır. Bunun bir örneği “Newton’ın evrensel çekim yasası”dır. Bu teorinin, uzun yıllar boyunca, evrensel olduğu sanılmış; ancak yeni gözlemler, teorinin evrensel nitelikte olmadığını ortaya koymuştur (Yıldırım).

Ancak teorilerin bu sınırlılığı, aynı zamanda bilimsel atılımların itici gücünü oluşturur. Çünkü bir teorinin nesnel gerçek (gözlem verileri) karşısında yetersiz kalması, “yeni ve daha güçlü bir teorinin ortaya çıkışı”nın  müjdecisidir! Nitekim fizikte Newton’un genel çekim teorisinin yetersizliği, daha kapsamlı bir teorinin yolunu açmıştır: Einstein’ın genel rölativite teorisi!.. Kuantum mekaniği kendinden önceki iki teoriyi, klasik Newton mekaniği ile Bohr atom teorisini -değişikliğe uğratarak-  kendi içinde birleştirmiştir.

Bütün bunlar şu tür gelişmelere yol açıyor:-Eski teori yeni teorinin özel bir hâline dönüşüyor. -Önceki teoriler, yeni teorinin kapsamında bütünleşiyor. Böylece nesnel gerçeği daha kapsayıcı teorilere kavuşuluyor.

SONUÇ

Aydınlarımız; en azından temel görüşlerini teorik çatılara kavuşturmalı, düşüncelerini mantıklı bir düzen içinde savunmaya çalışmalıdır. Geçerli ve geçersiz muhakemeler, doğru ve yanlış önermeler, ancak bu sayede kolayca birbirinden ayırt edilir.

Görüş değerlendirmeler, eleştiri ve tartışmalar; dedüktif sistemler düzleminde yapılırsa, daha doğru, daha isabetli ve daha verimli olur.  Tartışmalar önce ilkeler üzerinde yapılmalıdır. Aynı ilkelere sahip olanlar sonuçlar üzerinde; ilkeleri farklı olanlar, önce bu ilkeler üzerinde tartışmalıdır. İlkeler üzerinde uzlaşamayanların, sonuçlar (teoremler) üzerinde tartışmaları saçmadır. Örneğin bir islamcı ile bir laikin, demokrasi ya da tesettür konusunda tartışması böyledir.

Türkiye’de yıllardır hep aynı şeylerin, bir sonuca varılmaksızın tartışılıp durmasının nedeni; biz okumuşların -çoğunlukla- düşüncelerimize “dedüktif-teorik bir yapı” kazandırmakta gösterdiğimiz yetersizliktir.

KAYNAKÇA

Blanché, Robert, L’Axiomatique, PUF, Paris,1970, 110 p.

Eralp, H. Vehbi, Matematik, Fizik ve Kimyada Metot, Üçler Basımevi, İst.,   1947,74 s.

Roure, Marie-Louise, Eléments de logique contemporaine, PUF, Paris,1967, 127 p.

Timuçin, Afşar, Düşünce Tarihi, 2.B., İnsancıl Yayınları, İst., 1997, 800 s.

Timuçin, Afşar, Felsefe Sözlüğü, 2.B., İnsancıl Yayınları., İst., 1998, 320 s.

Yıldırım, Cemal, Bilim Felsefesi, 3.B., Remzi Kitabevi, İst.,1991, 256 s.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura