2007 - 2011 Makale Arşivi > Ekonomi Yazıları
03-04-2009
*BİLİM YOKSA BAŞARI DA YOK: TARIM ÖRNEĞİ

 Sample ImageHayatta en hakiki mürşit bilimdir. M. K. Atatürk 

Türkiye sağlıklı ve güvenilir şekilde gelişen bir ülke değil. Bunun başlıca sebebi Atatürk’ün “Hayatta en hakikî mürşit bilimdir” ilkesine rağmen, bilimleri varlığımızı ve geleceğimizi belirleyen bir konuma getirmemiş olmamızdır. Bilim Türkiye’de lafta vardır, ama uygulamada yoktur. Bu yüzden her yıl birkaç yüz milyar liraları bulan kayıplara uğruyoruz. Birçok somut örnek verilebilir buna. Ben burada tarım sektörümüzde olup bitenle yetineceğim.

I) GÖZLEM

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar açıklıyor, bilimsel bir araştırmaya, TZOB Danışma Kurulu uzmanlarının hazırladığı “Tarımda İsraf ve Verimsizlik” raporun bulgularına dayanarak:

Türkiye’de tarımda meydana gelen israf ve verimsizliğin maliyeti 54 milyar dolarmış.

Söz konusu israfın kaynak ve boyutları şöyle sıralanıyor (Evrensel,  28.7.2008):

- Tarım sektöründe israf edilen ve doğru değerlendirilememiş kaynaklar vardır; 6 milyon hektar dolayında arazi orman ve mera olarak kullanılması gerekirken, bu alanlarda işlemeli tarım yapılmaktadır.

-Verimli tarım arazileri tarım dışı amaçlarla kullanılmaktadır. Tarım arazileri imara açılmıştır. Türkiye’de 2004 yılı verilerine göre 2.8 milyon yerleşim ve sanayi alanının 400 bin hektarı verimli tarım arazisi niteliğindedir.

-Akarsu kenarlarına kurulan sanayi tesisleri toprak ve akarsuları katletmektedir. -Yerleşime açılabilecek verimsiz alanlar olmasına rağmen, yatırım yapılmış ve sulamaya açılmış tarım arazilerinin tarım dışı kullanıma açılması israftır ve vatana ihanetten başka bir anlam taşımaz.

-Tarım arazilerinin 900 bin hektarı sulanamıyor. Sulamaya açılan alanlarda sulama oranının yüzde 64’ten yüzde 90’a çıkarılması halinde yaklaşık 2 milyar YTL değerinde üretim artışı sağlanacak.

- Bitkisel üretimde hasat, taşıma, depolama ve tüketim faaliyetleri yüzde 25 kayba neden olmaktadır. Bitkisel üretim kaybı 13 milyar YTL’ye yaklaşıyor. -Uygun tohumluk kullanılmaması ve zirai mücadelenin gereği gibi yapılmaması sonucunda, bitkisel üretim değeri yüzde 20 azalarak 13 milyar YTL kayba yol açmıştır.

-Hayvan hastalıkları nedeniyle süt ve et üretiminde yüzde 25 kayıp yaşanmıştır. Verimli üretim yapılması halinde yalnız süt üretiminde 2 milyar YTL, et üretiminde ise 567 milyon YTL’lik artış olabilecek.

-Mera alanındaki kayıplarla hayvancılıktaki kayıp 13.3 milyar YTL’yi aşmıştır. -Dışa bağımlılıktan kaynaklanan enerji kaybı tarımda 500 milyon YTL’ye mal olmuştur.

- Tarımda gizli işsizliğin yıllık işgücü israfı 10 milyar YTL civarındadır.

II) TEORİ

Kayıplar yalnız tarımda mı? Kesinlikle hayır!... Diğer bütün sektörlerde de var. Onlar da hesaba katılsa, her halde birkaç yüz milyar doları bulur. Neyse, biz yine tarıma dönelim.

Bu muazzam kayıplar, israf durup dururken mi oluyor? Elbette hayır. Bunun sebebi biziz, ülke yönetimini bilimsel esaslar üzerine yerleştiremeyen bizleriz; politikacılarıyla, hükümetleriyle, aydınlarıyla… Bilimsel düşünmüyor, işlerimizi bilimsel olarak yapmıyoruz. İktisat biliminin en temel kurallarından habersiziz; bilsek de uygulamayı beceremiyoruz. Daha önce yazılarımda bilimsel davranışın, konumuzla ilgili esaslarını özetle şöyle açıklamıştım:

A) Her ekonominin bir “ana sorun”u vardır ki o da şudur: İnsan ihtiyaçları sonsuz, kaynaklar ise kıttır. Öyleyse kaynakları kullanırken, en rasyonel (akıllıca) kararları almak gerekir. Çünkü yaşadığımız dünya, bir kıtlık dünyasıdır. Rasyonel karar şöyle tanımlanabilir : Kaynakların ihtiyaçlara tahsisi durumunda, mümkün olan en yüksek tatmini (faydayı, kârı, geliri,…) sağlamamızı mümkün kılan, dolayısıyla herhangi bir israfa meydan vermeyen karar rasyonel karardır. Karar alacak olanlar “ekonomik özneler”dir: Bireyler, firma sahipleri, kurum yöneticileri, belediyeler, âmirler, müdürler, rektörler, başbakan, bakanlar...

B) Ana sorun üç ayrı şekilde karşımıza çıkar: Kaynakların tam kullanılması, kaynakların etkin kullanılması, kaynakların artırılması.

1) Kaynaklar, yani üretim faktörleri (sermaye, doğal kaynaklar, emek, teknoloji) ve diğer mallar tam kullanılmalıdır. Başka bir deyişle mevcut kaynakların tümünden yararlanmalıdır. Bu soruna kaynakların tam kullanılması sorunu denir. Bir ülkede “kaynakların tam kullanıldığından” söz edebilmek için, kaynakların eksik çalışır durumda olmaması gerekir; örneğin ülkede -ilke olarak- ekilmemiş tarla, çalışmayan fabrika, işsiz insan olmamalıdır

2) Ana ilkenin bir gereği de “kaynakların etkin kullanılması”dır. Buna kısaca etkinlik (efficiency) sorunu denir ki anlamı şudur: Ekonomik özne kıt kaynaklarını mümkün olan en yüksek tatmini sağlayacak şekilde kullanmalıdır. Örneğin ülkenin kaynakları mümkün olan en iyi amaçlara yönlendirilmeli, hiçbir şekilde israf edilmemelidir. En yararlı mallar üretilmelidir. Önemsiz mallara kaynak ayrılmamalıdır. Kaynaklar dikkatle ve en tasarruflu şekilde kullanılmalıdır. Üretim en uygun tekniklerle gerçekleştirilmelidir. Etkinlik sorunu üç alt sorundan oluşur: Hangi mallar, ne miktarda üretilecek?  Üretim hangi teknikle yapılacak?  Üretim kimler için yapılacak, yani üretilen mallar üretime katılanlar arasında nasıl paylaşılacak?

3) Ana ilkenin bir gereği de “kaynakların miktar ve kalitesinin artırılması”dır. Buna da büyüme sorunu denir. Bir ekonomide kaynakların kıtlık derecesi “büyüme” yoluyla da hafifletilebilir. Büyüme bir ülkenin, elindeki kıt kaynak miktarını artırması, onların kalitesini iyileştirmesi, bu yoldan üretim kapasitesini artırması demektir. Bunu sağlamak için, örneğin şunlar yapılmalıdır: Kıt kaynakların miktarı artırılmalı, kaliteleri iyileştirilmelidir. Yeni doğal kaynaklar, daha ileri teknolojiler bulunmalıdır. Mevcut kaynaklar korunmalıdır. Kurumsal yapı daha iyi sonuçlar alınacak şekilde değiştirilmelidir.

III) UYGULAMA

Şimdi, realite ile teori, eş-deyimle tarımdaki sebep olduğumuz kayıplarla teorik bilgi arasındaki bağlantıları görelim. Bunun için bilimin gereğini yerine getirerek, benzer ilişkileri aynı başlık altında toplamaya çalışalım.

A) Kaynakların Tam Kullanılması

- Tarımdaki gizli işsizlik işgücü israfına yol açmaktadır.

Gizli işsizlik şöyle tanımlanır: Bir sektörde çalışır durumda görünen fakat gerçekte üretime katkıları çok düşük ve hatta sıfır olan insanların bulunması durumu. Eğer bu insanlar o sektörden çekilse üretim ya hiç değişmeyecek ya da  pek az bir düşme kaydedecektir. Bunun anlamı şudur: Bir kaynak (üretim faktörü) olarak işgücü tam kullanılmamaktadır. Bir ülkede “kaynakların (örneğimizde işgücünün) tam kullanılmaması, eksik çalışır durumda bırakılması, o ekonomide kıt kaynakların israf edildiği anlamına gelir. Ekonomi biliminin bu konuda koyduğu ilke şudur: Elindeki kaynakları, eşdeyimle üretim faktörlerini (sermayeyi, doğal kaynakları, emeği, teknolojik bilgiyi) tam kullan, sahip olduğun kaynakların tümünden faydalan.

B) Kaynakların Etkin Kullanılması: Kaynak Tahsisinin Doğru Yapılması

- Tarım sektöründe israf edilen ve doğru değerlendirilememiş kaynaklar vardır; Önemli miktarda arazi orman ve mera olarak kullanılması gerekirken, bu alanlarda işlemeli tarım yapılmaktadır. Mera kayıpları hayvancılıkta kayba yol açmıştır.

-Verimli tarım arazileri tarım dışı amaçlarla kullanılmaktadır. Geniş ve verimli tarım arazileri imara açılmış, yerleşim ve sanayi alanına dönüştürülmüştür. Yerleşime açılabilecek verimsiz alanlar olmasına rağmen; yatırım yapılıp sulamaya açılmış tarım arazileri tarım dışı kullanıma tahsis edilmiştir.

Bir ekonomide kaynakların (örneğimizde tarım alanlarının) etkin kullanılması gerekir; aksi halde kaynaklar israf edilmiş olacaktır. Kaynakların etkin kullanılması demek, kıt kaynakları mümkün olan en yüksek tatmini sağlayacak alanda kullanmak demektir. Bu ilkeye göre ülkenin kaynakları mümkün olan en iyi amaçlara, en gerekli malların üretimine yönlendirilmelidir.

Ne var ki Türkiye’de bu kurala da uyulmuyor. Kaynaklar etkin şekilde, mümkün olan en yüksek verimi sağlayacak şekilde kullanılmıyor.

C) Kaynakların Etkin Kullanılması: Uygun Teknik Seçimi

-Akarsu kenarlarına kurulan sanayi tesisleri toprak ve akarsuları katletmektedir. Uygun tohumluk kullanılmaması ve zirai mücadelenin gereği gibi yapılmaması sonucunda, bitkisel üretim değeri azalmıştır. Hayvan hastalıkları nedeniyle süt ve et üretiminde kayıp yaşanmıştır. Bitkisel üretimde hasat, taşıma, depolama ve tüketim faaliyetleri kayba neden olmaktadır.

Üretim sürecinde üzerinde titizlikle durulması gereken bir sorun da teknik seçimidir. Yanlış üretim teknikleri gereksiz yere fazladan kaynak (üretim faktörleri) kullanılmasına yol açar ki bu da israf demektir, üretim kaybı demektir. Örneğimizde, sanayi tesislerinin toprak ve akarsulara zararlı maddeler bırakması etkinlik ve büyüme ilkelerine aykırıdır. Bu husus üretimde en uygun tekniklerin kullanılmadığı anlamına gelmektedir. Tohumların uygun olmaması, zirai mücadelenin gereğince yapılmaması, hayvan hastalıklarının olumsuz etkileri teknik seçiminin hatalı olduğu anlamına gelmektedir. Bütün bunlar doğal olarak üretim kaybına yol açıyor.

Üretimden tüketime çeşitli faaliyet alanlarında toplam olarak büyük oranda kayıp yaşanması, en uygun teknikleri kullanmayışımızdan, bu alandaki bilgisizlik ve beceriksizliğimizden kaynaklanıyor.

D) Kaynakların Miktarının Artırılması (Büyüme) : Kaynak Kalitesinin Artırılması

-Dışa bağımlılıktan kaynaklanan enerji kaybı tarımda kayba sebep olmuştur. Tarım arazilerinin önemli bir bölümü sulanmıyor. Sulamaya açılan alanlarda ise sulama oranının yükseltilmesi halinde üretim artışı sağlanacaktır.

Ana ilkenin bir gereği olarak kaynak miktarı ve “kaynakların kalitesi artırılmamıştır. Oysa bunlar büyüme sorununun bir gereğidir. Tarım arazilerinin tamamı sulama imkânına kavuşturulmadıkça, büyüme ilkesine aykırı davranış devam edecektir.

SONUÇ

Kaydedeceğim iki sonuç var:

1) Genel olarak ulaştığım sonuç şudur: Rapor’un sağladığı gözlem verilerine göre Türk tarımında kaynakların eksik kullanılması, kaynak tahsis hatası ve uygun teknolojilerin kullanılmaması, kaynak kalitesinin artırılması sorunları vardır. Kayıplar bu alanlardaki bilimsel bilgi ve uygulama eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

2) Demokrasi gereklidir, ancak Türkiye’deki rejim hakikî demokrasi değildir. Öyledir diyerek sanal bir Türkiye yaratılıp, ülke yönetimi, ülkenin yazgısı “bilim-engelli”lere teslim edilirse, olacağı elbette budur.

Bu gidişle, kurtuluş da yoktur.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura