2007 - 2011 Makale Arşivi > Ekonomi Yazıları
30-05-2010
*BATI'NIN TEORİLERİNE KARŞI NEDEN İHTİYATLI OLMALIYIZ?

 

Sample ImageHep vurguladım, yine vurgulayacağım: Bizim çoğu aydınımız, yöneticimiz, profesörlerimiz -pek azı dışında- fanatik yabancı hayranıdır, kimi Arap, kimi Batı kopyacısıdır. Ben bu yazımda ikinciler üzerinde duracağım. 

Avrupa-perest aydınlar, Batı’yı yekpare bir bütün olarak görürler. Oysa bir Güzel Batı varsa, bir de Çirkin Batı vardır. Güzel Batı ne kadar faydalı ise, Çirkin Batı da o kadar zararlıdır. Oysa Batı kopyacılarının anlayışı “Batı ne yapsa iyidir, ne dese doğrudur” anlayışıdır. Onun her yaptığını, her söylediğini, hiç kontrol etmeden, bir ayet gibi kabullenirler. Üzerinde hiç kafa yormadan -ne getirir, ne götürür hesabı yapmadan-  olduğu gibi halkımıza, gençliğimize aktarmaya koyulurlar.

 

I) Birçok alanda bu böyledir, tabii ekonomi alanında da, örneğin dış ticaret teorisinde… Bu teorinin en basit ikinci şeklini, Kıyaslamalı Üstünlükler Teorisi’ni ele alalım. Teori bir ülkenin, nispeten -diğer ülkelerden- daha ucuza ürettiği malın üretim ve ticaretinde uzmanlaşmasını, pahalıya ürettiği malın ticaretini, onu daha ucuza üreten ülkeye bırakmasını ister. Eğer dünya ülkeleri bu “bilimsel” gereğe uyarlarsa, ticaretten bütün ülkeler kârlı çıkacaktır. Teori, daha doğrusu kurucusu olan David Ricardo; iddiasını, son derecede basit -ortaokulların aritmetik derslerinde çocuklara çözdürülen problemlere benzer- rakamsal bir modelle de gerçekten ispatlar.

Üniversitelerimizin iktisat fakültelerinde işte böylesine basit bir model bilim diye okutulur. Buralarda okuyan gençler kafaları işte bu sözde “doğru” görüşle yontulup biçimlendirilmiş olarak mezun olurlar. Artık ilerde siyasetçi mi, iş adamı mı, bürokrat mı olurlar, savunacakları, karar ve hareketlerinde kılavuz alacakları teori bellidir: Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi!... Ben bu ilkel, adeta çocuk oyuncağı görünümündeki sözde teoriye dayanarak konuşan, ahkâm kesen, icraat yapan çok aydın, profesör, bakan gördüm.

Tabii iş bununla bitmiyor: Uluslararası iktisatta bir de Gümrük Birliği Teorisi var. O da esas itibariyle yukarda sözünü ettiğim karşılaştırmalı üstünlükler teorisinin “doğru”larına dayanır. Şöyle ki Gümrük Birliği (GB) gereğince taraf ülkeler arasında ticaret serbestleştirilince, belli bir malı düşük maliyete üreten firmalar, o malı nispeten pahalı üreten firmaları piyasadan kovar. Madem bilim böyle diyor, o halde pratikte öyle olması da doğal karşılanmalıdır. Türkiye’de bu yaşanmıştır. Gerçekten Türkiye Gümrük Birliği Antlaşması uyarınca, üçüncü ülkelere, örneğin Çin’e karşı da gümrük duvarlarını indirince, iç piyasamız Çin mallarının istilasına uğramış, sanayilerimiz çökmeye, fabrikalar kapanmaya, firmalar piyasadan çekilmeye başlamıştır. Ardından işsizlik, sefalet gelmiştir. Bu yenilgi ve gerilemeler günümüzde de bütün hızıyla devam ediyor. Ama çaresiz katlanılacak, çünkü “bilim”, iktisat bilimi (!) böyle olması gerektiğini söylüyor.

II) Yaşananları somut örneklerle görelim, işin içinde, gerçeklerle yüz yüze olan iki sanayicimiz konuşuyor:

A) Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ahmet Nakkaş[i]: Son krizle birlikte Avrupa Birliği’nin -Çin gibi- üçüncü ülkelerle yaptığı, bizimde uymak zorunda olduğumuz serbest ticaret anlaşmaları ihracatımıza büyük zarar verdi. Sanayimiz son üç yılda yüzde 25 küçüldü, dört firmadan biri kapandı. SGK’ya kayıtlı 325 bini tekstil, 350 bini hazır giyimden 700 bin kişi işini kaybetti. Çarpan etkisiyle 30 milyar dolarlık bir kayıp var. Ülkemiz bir yol ayrımında!... Ya üretimi, istihdamı, ihracatı tercih edecek ya da spekülatif sıcak para hareketlerine teslim olacak. Türkiye’nin, yaralarını saracak önlemlerin alınması için bir gün dahi beklemeye tahammülü yok. Gerekli önlemler alınmazsa, daha fazla dayanmamız mümkün değil.

B) Türkiye Genç İş Adamları Derneği (TÜGİAD) Ankara Şube Başkan Yardımcısı Barış Aydın[ii]: Düşük reel ücretler, paranın reel değerinin düşürülmesi, kopyalama, marka hırsızlığı, devlet desteği, damping gibi nedenlerle önemli bir fiyat avantaj yakalayan Uzak Doğu ülkelerinden Türkiye'nin yaptığı ithalat, son altı yılda altıya katlandı. Yurdumuza bu şekilde giren Çin mallarının sanayilerimiz üzerindeki olumsuz etkisi, yaptığı geniş tahribat ekonomik krizden daha fazladır. Sanayilerimiz ucuz ve kalitesiz Çin malları karşısında eriyor. Alınan tüm tedbirlere rağmen, Çin ve Uzak Doğu mallarının istilası engellenemiyor. Hükümet hiç olmazsa kriz döneminde bu kalitesiz ve kullanışsız malların ülkemize girişine engel olmalıdır. Birçok iş yeri ucuz Uzak Doğu ürünleriyle rekabet edemeyip, üretimini durdurup ithalatçı durumuna düştü. Uzak Doğu'nun ucuz ürünleri birçok sektörü çökertti, birçoğu da yakında çökecek. Özellikle Çin malları Türk sanayisini yiyen bir canavara dönüşmüş bulunuyor. Uzak Doğu ülkeleri sürekli paralarına değer kaybettirerek ihraç ürünlerinin fiyatlarını düşürürken, biz de döviz kurunu düşürerek onlara yardım ettik. Çoğu tüketim malı olmak üzere birçok ürünün ithalatının neredeyse tek başına Uzak Doğu ülkelerinden yapılması doğru değildir.

III) İşte Avrupa ile gümrük birliğine giden Türkiye ekonomisinin, dış ticaretimizin hali budur, bir trajedi adeta…

Bu perişanlığı yukarda sözünü ettiğim, kafaları Batı kalıplarıyla biçimlendirilmiş kişilere sorarsanız, “ne yapalım bilim bunu gerektiriyor, serbest rekabet var, kim rakibine üstün gelirse, kim ucuza satarsa o yaşar, diğeri gider” diyeceklerdir. Bunu derken kafalarındaki düşünce, Batılı iktisatçıların kendi toplumlarının -daha doğrusu bu toplumun zengin kesiminin- çıkarlarına uygun olarak ürettiği, A. Smith’in, D. Ricardo’nun üstünlükler teorisi, onların takipçilerinin kurguladığı gümrük birliği teorileridir. Halbuki bu teoriler, ülkelerin sadece üretim maliyetlerini, malın satış fiyatlarını hesaba katar, dolayısıyla çok basit, gerçek dışı, uydurma bir dünya için geçerlidir. Oysa bir malın en az fiyat kadar önemli olan bir özelliği daha vardır ki o da o malın kalitesidir.

Realiteye bakalım: Çin fiyat bakımından rekabetçi olmak için, bütün sağlık gereklerini bir yana iterek, kaliteyi düşürerek fiyat avantajı sağlamaktadır. Oysa kalite karşılaştırması da yapılsa, Çin malları bütün avantajını yitirecektir. Ayrıca düşük reel ücretler, paranın reel değerinin düşürülmesi, kopyalamalar, marka hırsızlıkları, devlet desteği, damping var ve bunların hiçbiri hesaba katılmıyor. Hayatın en belirleyici gerçekleri teoride yoktur. Gençlerimiz, aydınlarımız bunları hakkıyla öğrenmeden hayata atılıyorlar.

Sorumlu mevkilerde olanlar da, -yaşadıkları gerçeklere dayanmayan teorilere kanarak- aldıkları kararlarla kendi ülkelerine büyük zararlar veriyorlar. Tabii kazanan da -her zaman olduğu gibi- yine Çirkin Batı oluyor, yine onun dev şirketleri, yine onun, 300 yıldır servet yığan para babaları oluyor. Bunlar bir ahtapot gibi dünyanın her tarafına -bu arada Çin’e de-uzanmış, oralarda da yatırım yapıyorlar.

Buna karşılık bizim profesörlerimiz “Sanayi Devrimi İngilteresi”ne ekonomik ideolojisini başarıyla yetiştiren, serbest rekabet bayraktarı Adam Smith’i, onun sahte bilimini gençlerimize okutmaya devam ediyorlar.



[i] “Giyim Sanayicileri, Gümrük Birliği için dava açacak,” Hürriyet, 14.1.2010. (Bugünkü Başkan Cem Negrin’dir.)

[ii] “Çin canavarlaştı”, Milli Gazete, 16.1.2010
Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura