2007 - 2011 Makale Arşivi > Ekonomi Yazıları
23-09-2009
*ANCAK GERÇEKLERE UYAN ÖDÜLÜNÜ ALIR

 

İnsanoğlu tarih boyunca dünya gerçeklerini keşfettiği, o gerçeklere göre hareket ettiği ölçüde mutlu ve onurlu bir hayata kavuşmuştur. Bu bağlantıyı kanıtlayacak pek çok delil ortaya konabilir. Ben yazımda basit, ancak son derecede anlamlı bir örnek üzerinde duracağım. Örneğim gerçeği bulma yöntemlerinden Sample Imagebiri olan “yapısal yaklaşım”la ilgilidir. Neden bunu seçtim? Çünkü ne kadar önemli ise, o kadar da ihmal ediliyor Türkiye’de[1]… Böyle bir konuda yazmama vesile, arşivimde yeniden okuma fırsatını bulduğum bir haber [Zaman, 21.7.2008] oldu. Haberdeki olgu iyi bir örnekti hem hayatı dünya gerçeklerine göre düzenlemenin, hem de yapı bilincinin stratejik önemini göstermek için. 

I) Önce, yapı (bünye, structure, patern) nedir? Çok öz olarak hatırlatayım:

Bilimlerin gerçeği bulmak için kullandığı yöntemlerden biri “yapısal yaklaşım”dır. Yapısal yaklaşımın özü şudur: Bir olguyu anlamak istediğimizde o olguyu bir “küme” olarak, kendisinden daha basit ögelerden oluşan bir topluluk olarak görüp değerlendirmemiz gerekir. Meselâ bir karınca ilk bakışta yekpare bir bütün olarak görülür gözümüze. Oysa öyle değildir: O yan yana, iç içe, derinliğine, genişliğine birçok ögeden, organlardan, dokulardan, hücrelerden, moleküllerden, atomlardan, hatta daha da küçük parçacıklardan oluşan bir kümedir. Adı geçen öğeler bir sıra ve düzen dahilinde bir araya gelip karınca dediğimiz bütünü teşkil etmiştir. İşte bu bir araya-gelişe ve bunun şekline “yapı” ve “yapılaşma” adını veriyoruz.  Böyle farklı farklı yapılar (farklı öğeler ve farklı  öge bileşimleri) olduğu içindir ki her varlık, her olgu yekdiğerinden farklıdır. Yine aynı sebeple bir elmanın biçim ve içeriği, armudunkinden; bir insanın fizyonomisi, başka bir insanınkinden farklıdır. Ülkeler, toplumlar, ekonomiler için de geçerlidir bu söylediklerim.

Yapı kavramı evrensel bir kavramdır; yalnız ekonomide değil, bütün bilimlerde kullanılır. Özellikle sosyal bilimler, örneğin ekonomi bilimi olguların yapısal gözlemine çok önem verir. Birçok sorunun doğru yanıtını ancak yapısal yaklaşım sayesinde bulabiliriz: Neden kişi başına gelirimiz düşük? Çünkü ekonomimiz sınaî bir yapıya sahip değil. IMF politikaları İngiltere’de sonuç veriyor ama Türkiye’de sonuç vermiyor. Neden? Çünkü iki ülkenin ekonomik yapıları birbirinden farklı... Aynı sebepledir ki iktisat politikasını anlayabilmemiz ve isabetle uygulayabilmemiz için iktisadî yapıyı bilmeliyiz. Örneğin Alman ekonomisi dünya ekonomisinde söz sahibi.  Peki, neden? Çünkü yapıları modern, teknolojisi ileri, dünya talep yapısına uyum sağlamış da ondan. Türkiye ise bu nitelikler bakımından zayıf durumda. O zaman, her iki ülkede uygulanan iktisat politikalarının birbirinden farklı olması da elbette doğal olacaktır. Türkiye’nin Almanya’nın uyguladığı politikaları da -kendi bünyesine uyarlamadan-  benimseyip uygulaması da o derecede yanlış olacaktır.

Yapısal yaklaşımda her olguyu bir bütün, bir küme olarak görürüz. Sonra bu bütünün hangi öğelerden, hangi bileşime göre oluştuğuna bakarız; bu amaçla ögelerin bütün içindeki yerini, ağırlığını hesaplarız.

II) Şimdi, arşivimde yeniden okuduğum zaman, beni heyecanlandıran, gerçeklere göre davranmanın da, yapı kavramının da stratejik önemini çok iyi anlatan habere geçiyorum. Başlığı şuydu: Toprağın ihtiyacına göre gübre üretince dekar başına verim 200 kilo arttı. Haber şöyle devam ediyordu özet olarak:

Pek çok çiftçi, iyi ve çok ürün elde etmek için, cömertçe gübre kullanmaktan çekinmiyor. Ancak toprak çeşitliliği dikkate alınmadığından, çoğu zaman kullanılan gübre amacına ulaşamadığı gibi, tarlanın verimini de düşürebiliyor. Sektörün önde gelen şirketlerinden Gübretaş, doğru gübre kullanımı için Türkiye'nin toprak haritasını çıkarıyor. Şirket şimdiye kadar 4 bin toprak numunesinin incelemesini gerçekleştirdi. Çinkosu bir hayli eksik olan Trakya bölgesinde, çiftçilere bu çerçevede geliştirilen çeltik gübresini kullanmaları tavsiye edildi. Sonuç olarak rekolte, dekarda 800'den bin kilograma çıktı.

Türkiye, teşviklere rağmen tarımda istediği başarıyı elde edemiyor. Bunda, pek çok etkenin rolü olmasına rağmen, özellikle toprak analizi yapılmadığı için oluşmayan ürün bilinci ilk sıralarda geliyor. Bunun için farklı bölgelerden alınan toprak numuneleri Gübretaş'ın laboratuvarlarında analiz edilerek, toprağın yapısı, pH düzeyi, organik madde durumu, tuzluluk düzeyi, kireç miktarı, fosfor ve potasyum düzeyleri ve mikro element miktarları belirleniyor. Gübretaş Genel Müdürü Koca, "Şu ana kadar Türkiye'de 4 bin noktanın taraması yapıldı. Sonuçlara göre gübre tavsiye raporları hazırladık." bilgisini verdi. Koca “Toprağı insan vücudu gibi düşünün. Neye ihtiyacı varsa onun verilmesi lazım” diyor. Nihaî hedef çiftçilerimizin bilinçli gübre kullanmasını sağlamak.

Gübretaş'ın Trakya'da yaptığı toprak analizi çalışması şu sonucu vermiş: Toprakların; yüzde 54'ünde fosfor fazlalığı, yüzde 83'ünde organik madde miktarları düşüklüğü, yüzde 81'inde çinko noksanlığı, yüzde 4'ünde demir noksanlığı, yüzde 29'unda potasyum eksikliği tespit edildi. Ayrıca toprakların yüzde 49'unun pH'sinin alkali, yüzde 51'inin ise asit karakterli olduğu ortaya çıktı.  

‘***’

Şimdi ne var bu örnekte diyeceksiniz. Çok şey var, neler olduğunu anlamak için haberdeki anahtar kavramları bir araya getirelim: Toprak çeşitliliği, toprağın ihtiyacı,  toprağın analizi, doğru gübre kullanımı,  verim artışı. Bunlarsa bize şu “yasa”yı fısıldıyor: Dünyada her şey gibi toprak da farklı farklıdır, bu sebeple ihtiyaçları farklıdır; öyleyse her yörenin toprak yapısını ayrıca analiz et! Her birine uygun gübreyi belirle, verimi artır. Dünya gerçeğini bul, ona uy, ona göre davran, ödülünü al!

Kabaca bir göz atıp “hepsi de toprak değil mi canım” deyip geçmiyorum, toprağa çok daha yakından, görüş ve anlayış gücümü bin kat artırarak bakıyor, laboratuarlarda onun kendinden daha basit hangi ögelerden, ne oranlarda oluştuğunu belirliyorum. Bu çalışmayı ülkemin her yerinde, her yöresinde ayrı ayrı yapıyorum. Ancak bu zahmete katlanan insan açığa çıkarıyor gizlenmiş gerçeği. Böyle ince, zahmetli analizler yapmayansa doğru olmayan basit algılarla düşünüp davranışını öyle belirliyor. “Gerçeğe uy, ödülünü al” yasası toplumlar için, milletler için de geçerlidir: Bu yasaya uymayan bir toplum, yılları, çağları bomboş geçirir, ilerleyemez refah düzeyini yükseltemez. Ancak gerçeği gören ki, uygun önlemi alır, en uygun tekniği seçer, en uygun hareket biçimini belirler. Böyle olunca da Doğa onu ödüllendirir. Örneğimizde sağlanan başarı yani verim artışı gerçeği arama zahmetinin, onu kabullenmenin, ona göre yolunu çizmenin, kısacası dünya gerçeğine saygı duymanın ödülüdür.

Bu basit yöntemi bütün ekonomiye, bütün sorunlarımıza uygulayabiliriz. Ancak böyle davranan toplumlar ki ilerler, zenginleşir, onuruyla yaşar, hiçbir güç durduramaz onları.

Atatürk boşuna uyarmamış, tuttuğu ışık 80 yıl öteden vuruyor yüzümüze:

-Daima gerçeği arayın. İster iyi olsun, ister kötü, asla ayrılmayın gerçekten.

-Hayatta en hakiki mürşit bilimdir, fendir.

Ne var ki dikkat ve azimle kulak mı verip uyguladık, hele son beş on yıldır!...

Tabiî ağır bedelini hep birlikte ödüyoruz, daha ödeyeceğiz de.

İstanbul’u sel durup dururken mi götürdü sanıyorsunuz?

 

 

______________________________________________

[1] Gerçi çok kullanılıyor yazı ve konuşmalarda, fakat öyle sanıyorum ki pek azı gerçek anlamını yansıtıyor. Üniversite hocalığım sırasında ilk karşılaştığım -ister yeni ister eski-  lisans, yüksek lisans, hatta doktora öğrencilerine özellikle sorardım yapı kavramının anlamını. Doğru yanıt aldığımı hiç hatırlamıyorum. 

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura