2007 - 2011 Makale Arşivi > Emperyalizm Yazıları
22-09-2011
*ABD ILIMLI İSLAMCILARI İKTİDARA NASIL TAŞIDI? (1994 - 2002)

Sample ImageBu yazı bundan önceki “ABD Ilımlı İslamcıları İktidara Nasıl Taşıdı? (1980-1994)” başlıklı yazımın ikinci ve son bölümüdür. İlk bölümde olayların akışını “Rand Corporation” raporundan başlayarak, Necmettin Erbakan’ın Amerika ziyaretine, ABD-Refah Partisi ilişkilerinin giderek sıklaşmasına kadar getirmiştim. Bu yazımda ise ılımlı İslam’ın iktidara yürüyüşünü göreceğiz.

I) ERBAKAN İKTİDARDA, ANCAK…

Refah Partisi (RP) 20 Ekim 1991 Erken Genel Seçimleri’nde, Türkiye genelinde kullanılan seçmen oylarının % 17’sini alarak TBMM'ye 62 milletvekili ile girmeyi başardı. 1994 Yerel Seçimleri’nde sıçrama yaptı; yüzde 19 oranında oy alarak, -CHP ve DSP’nin birbirini çelmelemesinden yararlanarak- İstanbul ve Ankara belediye başkanlıklarını ele geçirdi. 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde yüzde 21.4 oy oranıyla 158 milletvekilliği kazandı ve birinci parti oldu. Doğru Yol Partisi ile kurduğu koalisyon hükümeti (Refahyol Hükümeti) 28 Haziran 1996'da TBMM'de güvenoyu aldı, Erbakan başbakan oldu.

12 Temmuz 1996 tarihli El Vatan El Arabî dergisine göre, Erbakan radikal İslam’a karşı ılımlı bir şeriatçı cephe kurarak bölge çapında yeni bir İslamcılık akımı yaratmak istiyordu. ‘Amerikan onayı ile halife’ Erbakan bu amaçla ABD ile anlaşarak bölgede stratejik oynuyordu. 29 Mayıs 1996’da düzenlenen Fetih Şöleni “ABD-Refah işbirliği” açısından bir dönüm noktası oldu. Şölene ABD ile Batılı ülke istihbarat örgütleri yoğun ilgi gösterdi. Erbakan ABD ile anlaştı. Amerikan stratejisi çerçevesinde hareket edeceğine dair teminat verdi.

ABD-RP ilişkileri böylesine sıklaşmış olmasına rağmen ABD’nin, çok geçmeden Erbakan kartını oynamaktan vazgeçtiği anlaşılıyor. Acaba neden? Bu sorunun yanıtı şu olabilir sanıyorum: ABD 2000’li yılların arifesinde iki radikal değişiklik yaptı:

-Birincisi, köktenci İslam’dan vazgeçerek, ılımlı İslam’ı[i] desteklemeye başladı. Bu küresel boyutta olan değişiklikti.

- İkincisi, Türkiye ile ilgiliydi: ABD, önce Erbakan’ı yokladı, tartıp biçti. Onda aradığını bulamadı. O küresel hedeflerine hizmet edecek karakterde, değildi. Erbakan teslimiyetçi değildi. Ancak ABD, yolladığı “bizim çocuklar”ın artan ilişkileri sayesinde partiye iyice nüfuz etmiş bulunuyordu. Öyle görünüyor ki yapılan temaslar sırasında emellerine hizmet edecek uygun birileri keşfedilmişti, yola onlarla devam edilmeliydi.

II) RTE’NİN YÜKSELİŞİ

Tam bu sıralarda bir isim parlamaya başlıyor: Recep Tayyip Erdoğan… Yükseliş Morton Abromowitz’le görüşmelerle başlıyor, dış temas ve destekler artıyor; Amerikan örgütleriyle yakınlaşmalar görülüyor, Fethullah Gülen’le işbirliği yapılıyor.

A) Morton Abromowitz’le Görüşmeler

Tarih Ekim 1996… Aylık Aydınlık dergisinin kapak haberi bomba etkisi yaratıyor: Abromowitz, Tayyib’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor!

R. Tayyip Erdoğan (RTE)  o tarihte henüz Refah Partisi’nin Beyoğlu İlçe Başkanı… Dönemin ABD Büyükelçisi, Türkiye ve Ortadoğu stratejisti Morton Abromowitz ile Kasımpaşa'daki özel bir vakıfta tanıştırılıyor, yıl 1992... Görüşmeyi ayarlayan kişi İslami çevrelerle yakın ilişkileri olan, ancak “solcu” olarak tanınan bir gazeteci[ii] 

Bu tanışma Erdoğan için bir dönüm noktası oluyor: Çünkü Amerikancı medya onu toplum gündemine bu tanışmadan sonra taşıyor, öyle görünüyor ki yükselişi de bu tanışmadan sonra başlıyor: İlçe başkanlığından il başkanlığına, ardından belediye başkanlığına, derken parti kurup başbakanlık adaylığına varan baş döndürücü bir yükselişe geçiyor.

Erdoğan'ın Abramowitz'le görüşmeleri, İstanbul belediye başkanı seçilmesi öncesi ve sonrasında da devam ediyor. Bu görüşmelerden en ilginci 15 Ekim 1996 tarihinde Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamında yapılanıydı. Ziyaret hayli uzun sürmüştü. Erdoğan görüşme sonrasında “Abromowitz’in olumlu ve sıcak bir mesaj getirdiğini” ifade etmiş ve eklemişti: “Mesajı kendi adıma değil, partim adına alıyorum.” Abramowitz'in, görüşme sırasında sarfettiği söylenen "Siz İstanbul'u yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre, Türkiye için de çok şey yapabilirsiniz. Siz Türkiye’nin geleceği için çok önemlisiniz" sözleri basında yer almış ve "Tayyib'in bazı şartları kabul etmesi halinde, ABD'nin kendisini başbakanlığa hazırlayabileceği mesajı" şeklinde yorumlanmıştı. Hatta o günlerde -yukarda zikrettim- basında "Abramowitz Erbakan'ın yerine Tayyib'i hazırlıyor" manşetleri atılmıştı. Abramowitz aslında bu niyeti çok önceden, Ertuğrul Özkök'ün köşesinden şöyle açıklamıştı: "Evet, kravatlı ve daha şehirli görünen Erdoğan'ı Erbakan'a tercih ederiz." Bu sözler söylendiği sırada Erbakan başbakanlık görevindeydi!

B) Dış Temas ve Destekler 

Çok geçmeden, Tayyip Erdoğan'ın Amerika ziyaretleri başladı. İlk defa 17-21 Nisan 1995'te başlayan, daha sonra 17-22 Kasım 1996, 20-23 Aralık 1996, cezaevine girmeden hemen önceye rastlayan 1 Mart 1998 ve yine 16 Temmuz 2000 tarihlerinde tekrarlanan ABD gezileri, bunlardan sadece birkaçıdır. Londra Üniversitesi öğretim üyelerinden Türkiye Uzmanı Dr. Andrew Mango da, Abdullah Gül'ün sık sık ABD ve İngiltere'ye giderek görüşmeler yaptığını açıkladı.

-Türk Ceza Kanunu 312/2'den aldığı cezanın onanmasından bir gün sonra 28 Eylül 1998'de, ABD'nin İstanbul başkonsolosu Caroline Hagins, Tayyip Erdoğan'ı Belediye Başkanlığı makamında -elbette Washington'dan aldığı talimat üzerine- ziyaret ediyor ve ziyaret sonrası şu açıklamayı yapıyor: "Bu tür gelişmeler, Türkiye demokrasisine olan güveni azaltır." Bu ani ziyaret kuşkusuz bir yerlere verilen bir işaretti ve “RTE’nin arkasında biz varız” anlamına geliyordu.

-Ülkemizdeki hâinane çalışmalarıyla tanınan, AB'nin eski Türkiye Temsilcisi Karen Fogg da "Erdoğan'ın Hıristiyan Demokratlara benzediğini, sol ve sağın boşalttığı alana yöneleceğini, siyasal ve ekonomik bakımdan Batılı değerlere yanaşacağını ama bunlara ahlakî ve kültürel bakımdan yerli öğeler katacağını ve başarılı olacağını" ifade etmişti.

-CIA eski başkan yardımcısı Graham Fuller’dan bir kehanet daha: “Yenilikçiler 4 yıl içinde iktidara gelecek.

C) Amerikan Örgütlerinden Destek

Bir kaynağın iddiasına göre: “Tayyip Erdoğan'ın uluslararası Yahudi Lobileriyle ilişkili bazı generallerle bağlantılarını kuran kişi, Çevik Bir'dir. Çevik Bir Siyonist kuruluş olan JİNSA'dan ödül alan biridir. JİNSA (Yahudi Milli Güvenlik Enstitüsü), JEWİS COMMİTE (Amerikan Yahudi Komitesi), USIP (Birleşik Devletler Bariş Ve Strateji Enstitüsü) gibi örgütlerin Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen ve Çevik Bir'le ortak ilişkileri dikkat çekmektedir. USIP, CIA ve Pentagonla bağlantılı, başka ülkelerde ve özellikle Türkiye'de iktidara gelecek kişilerin İsrail ve ABD'ye sadık kalıp kalmayacaklarını araştıran ve garantiye alan bir üst kuruluş olarak bilinmektedir. 1998 yılında USIP'ın düzenlediği Londra'daki bir özel toplantıya Abdullah Gül ile, MÜSİAD'ın eski başkanı Erol Yarar katıldı. Ve ne rastlantıdır ki aynı tarihte Tayyip Erdoğan da Londra'daydı. Toplantının mimarları ABD'nin Yahudi kökenli iki Türkiye stratejisti Marc Grosman ile Morton Abramowitz’ti!”

-Sonra, “Amerikan güdümünden çıkan ulusal ve güçlü orduya karşı, alternatif bir polis teşkilatını kurmayı ve bunu ılımlı ve Amerikancı İslamcılarla doldurmayı ve ordu-polis çatışması gibi bir kaos ve kavgayı başlatmayı amaçlayan, Emniyetteki "Süper NATO" örgütlenmesinin ele başlarından sayılan Abdülkadir Aksu ve ekibi de Tayyip Erdoğan'ın çekirdek kadrosunda yer almaktaydı”.

-Öte yandan, Tayyip Erdoğan'ın, ABD ile ilişkili İslam ülkelerindeki bazı masonik çevrelerle ilişkilerini ayarlama konusunda Riyad Büyükelçisi Yaşar Yakış da önemli görevler üstlendi. Bu zat AKP iktidarında dışişleri bakanı yapıldı. Ayrıca şu iddia da ileri sürüldü: “Eğitimini Amerika'da yapan, ABD'deki birçok lobiyle ve özellikle Amoco petrol şirketiyle irtibatları saptanan ve MİT eski Kontr-terör daire başkanı olup sonra Amerika'ya kaçan Mehmet Eymür'le de ilişkileri bulunan ve Kanal 7'nin Ankara temsilciliğinde görev alan bir kişi de Tayyip Erdoğan'ın Amerikan Büyükelçiliğindeki görüşmelerinde rol aldı[iii]. 

D) Fethullah Gülen’le İşbirliği

Aynı kaynağa göre “Türkiye için planlanan "ılımlı İslam’ın" siyasi aktörlüğüne, ‘Biz din eksenli bir parti değiliz, Milli Görüş’le ilgimizi kestik, Adil Düzen, faizsiz sistem, İslam Birliği gibi kavramları terk ettik, biz değiştik’ söylemlerinde bulunan Tayyip Erdoğan, dinî önderliğine ise Fethullah Gülen seçilmiştir. Mayıs 2000’de gerçekleşen ABD ziyaretinde Tayyip Erdoğan, Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen'le görüşmüş, kurulacak partinin genel politika ve projelerini konuşmuşlardı”[iv]. Yine aynı kaynağa göre Erdoğan’la Gülen arasındaki köprü görevini eski radikal İslamcı yazar olarak bilinen, İstanbul Washington arasında mekik dokuyan Ali Ünal yürütüyordu.

Fethullah Gülen-Tayyip Erdoğan partisinin teorik temellerinin hazırlanmasına ise Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru katkıda bulunuyordu. Ve yine Fethullah Gülen'in onursal başkanlığını yaptığı meşhur Abant Toplantıları’nda bu yeni oluşumun siyasi zihniyet ve şahsiyetleri eğitilip yetiştiriliyordu.

III) ERBAKAN TASFİYE EDİLİYOR

Yukarda yaptığım açıklamalardan anlaşılıyor ki olayların akışında belirleyici unsur Erbakan ve ekibinin tasfiye edilmesidir. Sonraki, birbirine bağlı dört olay bunu sağlıyor: Bir askerî müdahale oluyor, hükümet düşürülüyor, bir süre sonra da Refah Partisi kapatılıyor. Ve her şeyi değiştirecek olan bir gelişme: Erbakan’a ve bazı yakın arkadaşlarına siyaset yasağı getiriliyor. Peki, Erbakan’dan kimler kurtulmak istemişti, neden istemişti? Sorunun yanıtını az çok biliyoruz. Ancak biz yine bir kaynağa dayanalım, değerli gazetecilerimizden Behiç Kılıç’ın bir yazısı, özetliyorum:

Alan Makovski, 1997 yılında Washington Enstitüsü’nün Yakın Doğu Etütleri biriminin üst düzey yöneticisiydi. Uzun yıllar ABD Dışişleri Bakanlığı Güney Avrupa Yakın Doğu Şefi olarak görev yaptı. Refah-Yol Hükümeti kurulur kurulmaz, ABD medyasında yazıları çıkmaya başlayan ve Washington yönetimine bir rapor sunan Alan Makovski, raporunda Erbakan’ın ABD’nin menfaatlerine nasıl aykırı davrandığından söz edip, Erbakan’dan kurtulmak için neler yapılması gerektiğine dair bir dizi madde sıralamıştı. Çok geçmedi, Erbakan Hükümetine sert muhalefete devam ettiği yazılarıyla Türkiye’nin büyük sermaye gazetelerinde de boy gösterdi!

Alan Makovski yazılarında şu görüşleri işliyordu: “Türkiye’nin yeni İslamcı Başbakanı Necmettin Erbakan, Amerikan menfaatlerine ve Türk Amerikan işbirliğine meydan okuyor. Erbakan’ın hükümette olması Amerikan ve Avrupa yönetimlerinin işini zorlaştırıyor. Komplocu yaklaşımı ve Batı karşıtı söylemleri, Türkiye’nin dostu olarak bilinen birçok kişiyi ve kuruluşu kendisinden uzaklaştırıyor. Erbakan açıkça İran, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Sudan ve Filistin’deki Müslüman teşkilatlara sempatiyle baktığını dile getirdi ki bunlar önemli güvenlik riski taşıyor. Erbakan, bir ideolog olarak Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırmak istiyor, bu ise Amerikan menfaatlerine tamamen ters bir politikadır. Asker dahil Amerikan yanlısı Türkler, kamuoyuna Türkiye’nin Amerika ile olan ikili bağlarının değerini göstermelidir.”

Bu satırlardaki “asker dahil” ifadesini not ediniz!

Behiç Kılıç devam ediyor: “Daha sonra, Makovski’nin, ABD merkezli faaliyetleri ile 28 Şubat’ın temellerini attığı ortaya çıktı! Nitekim Necmettin Erbakan da hükümetinin ABD tarafından organize edilen bir oyun sonucu yıkıldığını söylemiştir.”[v]

Rahmetli Behiç Kılıç’ın yazdıkları bunlar... Bana gelince, benim tahminim şudur ki ABD görevlileri başlattıkları uzun temaslar boyunca Refah Partisi’ni yakından tanıma imkânı bulmuş, planlarının Erbakan’la yürümeyeceği, dolayısıyla başka bir yol bulunması gerektiği sonucuna varmışlardı. Ancak Erbakan ve onun Milli Görüş ekibi nasıl tasfiye edilecekti? Sorun buydu ve bir çıkar yol bulunmalıydı.

IV) YENİLİKÇİLER

Tarih 28 Şubat 1997… Askerî müdahale… RP-DYP koalisyon hükümeti düşürülüyor. Aradan bir yıl geçmeden,  16 Ocak 1998’de Refah Partisi kapatılıyor.

Acaba bu arada neler oldu? Kısaca hatırlatmam gerekiyor.

Erbakan'ın, askerin baskısıyl