ANA SAYFA
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Menü
Anketler
Abdullah Gül'ün, Cumhurbaşkanlığı görevini tarafsız olarak yerine getirdiğine inanıyor musunuz?
 
AKP hükümetinin Kürt açılımını destekliyor musunuz?
 
Hükümetin Anayasa değişikliği paketini destekliyor musunuz?
 
Kimler Sitede
Şuanda 6 misafir bağlı
İstatistikler
Üyeler: 126
Haberler: 598
Web Bağlantıları: 6
Ziyaretçiler: 337899
Uyarı

BU SİTENİN YAZILARINDAN KAYNAK GÖSTERMEK KOŞULUYLA ALINTI YAPILABİLİR.

NEDEN TASARRUF BİLİNCİNİ YENİDEN OLUŞTURMALIYIZ?
Yazar Cihan Dura   
Cumartesi, 13 Mart 2010

Bundan önceki yazılarımda Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği (USİAD) Başkanı Fevzi Durgun’un Türkiye için önerdiği, IMF ve Gümrük Birliği ile ilgili iktisat politikaSample Imagesı önlemlerinin haklılığını göstermeye çalışmıştım. Sayın Durgun; üçüncü olarak, Türkiye’de yerli malı kullanımı ile tasarruf bilincinin tekrar oluşturulması gerektiğini savunuyor ve 1980’lerden sonra pompalanan aşırı tüketimle, üretmeden tüketen bir ülke haline geldiğimize dikkat çekiyordu. Aklın yolu birdir: Onun bu gözlemini de doğru buluyor, tavsiyesinde haklı olduğunu düşünüyor, sebebini aşağıda açıklıyorum.

I) 1980 sonrasında -Emperyalist Batı’nın “küreselleşme” tuzağını dünyaya pompaladığı yıllarda- Türkiye’de iki alanda yoğun bir beyin yıkama faaliyeti başlatıldı ve sürdürüldü:

-Birincisi, Türkiye’nin, Avrupa Birliği’nden başka alternatifi olmadığı;

-İkincisi ekonomik kalkınmanın ancak yabancı sermaye ile sağlanabileceği… 

Ve koşullandırma şöyle bağlanıyordu: Bu ikisi gerçekleşmezse Türkiye biter.

Oysa her iki sav da doğru değildir. İddia sahiplerine sormak lazım: Bugünün en zengin ülkeleri; İngiltere, Almanya, Fransa, ABD, Japonya, bunların hepsi, birer ulusal ekonomi olarak sanayileştiler. Onlar sanayileşirken, Avrupa Birliği mi vardı? Dünyada hangi ülke gelişmişse kalkınmasını çok büyük ölçüde kendi iç tasarruflarına dayandırmamış mıdır? İngiltere sanayileşirken, dışardan yabancı sermaye gelsin diye mi bekliyordu? Japonya gelişme sürecinin bir aşamasında tasarruf oranını %30’lara kadar yükseltmemiş midir?

Gerçek böyle iken, Türkiye’yi yabancı sermayeye mahkûm edenler ulusal tasarrufların adını neden anmıyorlar? Çünkü onlar kendi halkları ile değil, Batılı sömürgenlerle çıkar birliği içindedir. Onlar ki Batı’nın malları ve parası için, ulusötesi şirketler için Türkiye’yi açık pazar yaptılar ve yapmaktalar. Türkler tüketsin ki o mallar satılabilsin, biriktirdikleri paralar borç olarak alınabilsin, faiz geliri sağlasın; küresel şirketlerin sahipleri kâr ve faiz gelirlerini daha da katlasınlar. 

Bu işbirliği gereğince Türkiye’de yapılan propagandayı şöyle açıklayabilirim:

Dünya küreselleşiyor. Öyleyse yalnız sermaye akımları değil, ticaret akımları da, piyasalar da serbestleştirilmelidir. Böyle olunca da tüketime bir tür dokunulmazlık statüsü veriyorlar. Sloganları şudur: Tüket, tüketebildiğin kadar tüket! Eline geçen bütün geliri, kazandığın bütün parayı tüketim için harca.  Buna bir de kredi kartı kullanımı eklenince,  tüketim bir çılgınlığa dönüşmüş oluyor. Sonuç doğal olarak tasarrufların artmaması, hattâ erimesi oluyor.

En sonra da şu maksatlı, çürük görüşü ileri sürüyorlar: Türkiye’nin iç tasarruf oranı düşüktür. Bu düzeyde bir tasarruf oranıyla kalkınamayız. Tasarruf açığı ancak yabancı sermaye ile kapatılabilir.

Oysa tüketim böyle başıboş bırakılırsa, tasarruflar elbette düşük olacaktır. Böyle bir mekanizma yalnızca Batı’nın bugünkü gelişme düzeyinin bir gereğidir ve onun dev şirketlerinin çıkarlarına uygundur. Bu mekanizma bizim gibi toplumlar için, tam tersine, bir felakettir. Türkiye’yi yabancı sermayeye muhtaç duruma bile bile getiriyorlar: Önce iç tasarrufların yükselmesini engelliyorlar. Ardından da şöyle diyorlar: Bakın ulusal tasarruflar yetersiz, o halde yabancı sermayeden başka çaremiz yok.

II) Ekonomik gelişme ulusal tasarruflarla başlar, onunla sürdürülür. Bu sağlam mekanizmanın işlemesi; Türkiye gibi ülkelerde yeni emperyalizmin (Neoliberalizm’in, sözde küreselleşmenin) tahrik ettiği aşırı tüketim yoluyla engellenmektedir. Çünkü aşırı tüketim yurt içi tasarrufu zayıflatmaktadır, oysa tam tersine millî tasarrufların daha da artması gerekir. Tasarruflar böyle düşürülünce sonuç yabancı sermayenin vazgeçilmezliği yalanı ve propagandası olmaktadır. Yabancı sermaye savunucuları bir yandan da tezlerini, uluslararası iktisat teorisinin soyut-basit kanıtlarıyla haklı göstermeye çalışmaktadır. Oysa bu kanıtlar Türkiye gibi sanayileşmesi engellenmiş ülkelerin gerçekleriyle bağdaşmaz. Ayrıca kavram kargaşası da yaratılmaktadır (Örnek: “plasman” yerine “yatırım” teriminin kullanılması).

Çözüm önce siyasi bir uyanışı ve eylemi gerektiriyor.  Ekonomi politikasına gelince, yapılacak şudur: İç tasarruf oranı yükseltilerek, yabancı sermayeye olan “sahte gereksinme”  ortadan kaldırılmalıdır. Eğer bu yapısal değişme sağlanırsa, yabancı sermaye girişi makul bir düzeye çekilerek, olumsuz etkilerinin yıkıcı boyutlara ulaşması engellenmiş olacaktır.

Son olarak belirteyim ki bu gerekçe, yani “Türkiye’nin finansman kaynaklarının yetersiz olduğu” varsayımı AB üyeliği için de ileri sürülmektedir. Bu, doğru mudur? Verilecek yanıt, kişinin ideolojik tutumuna göre farklı olacaktır. Eğer kişi teslimiyetçi ise yanıtı şudur: “Evet, Türkiye’nin kaynakları yetersizdir. AB’ye el açmaktan başka çaresi yoktur.Eğer yurtsever ise soruyu “Hayır, Türkiye’nin kaynakları yeterlidir. Elverir ki bu kaynaklar harekete geçirilebilsin” şeklinde cevaplayacaktır. Yanıtlardan birincisi Damat Ferit’lerin, ikincisi ise Mustafa Kemal’lerin yanıtıdır.

Demek ki “Türkiye’nin kaynaklarının yetersiz olduğu” varsayımı çürüktür. Ulusalcılar “Türkiye’nin kaynakları yeterlidir” derken, “tüketimi kısarak” ya da “tüketimi kısmadan” tasarrufu artırma çarelerini ve “vergileme”yi kast etmektedir. Bu önlemler arasında örneğin, tam ve etkin kullanılmayan üretim faktörlerinin daha verimli kullanılması, tasarruf usullerinin değiştirilmesi, toplumun tasarrufa yönlendirilmesi, tasarruf ve yatırımların teşviki, tasarruf eğilimi yüksek sektörlerin geliştirilmesi, servetin ve yüksek gelirlerin, lüks tüketimin vergilendirilmesi, kayıtdışı ekonominin küçültülmesi, yolsuzlukla mücadele,… sayılabilir.

Yazımı USİAD Başkanı Sayın Fevzi Durgun’un tavsiyesi ile tamamlıyorum: Türkiye’de yerli malı kullanımı ile tasarruf bilincini yeniden oluşturmalıyız.

 
Yazı Kategorileri
Son Yazılar
En Çok Okunanlar
Diğerleri
Okuduğum Yazarlardan
Sis Çanı
.
Bestelerim
   
designed by allmambo.com