ANA SAYFA arrow Okuduğum Yazarlardan arrow AKP NİN TÜRKİYE'Yİ SÜRÜKLEDİĞİ FELAKETLER
Ana Menü
Kimler Sitede
Şuanda 10 misafir bağlı
İstatistikler
Üyeler: 126
Haberler: 598
Web Bağlantıları: 6
Ziyaretçiler: 337900
Uyarı

BU SİTENİN YAZILARINDAN KAYNAK GÖSTERMEK KOŞULUYLA ALINTI YAPILABİLİR.

AKP NİN TÜRKİYE'Yİ SÜRÜKLEDİĞİ FELAKETLER
Yazar M. Sönmez, S. Batum, A. Bulut   
Pazartesi, 01 Mart 2010

  Türkiye AKP iktidarında hangi felaketlere sürüklendi? İki yazarımızın kaleminden okuyalım.Sayın M. Sönmez, S. Batum ve Arslan Bulut’a teşekkürlerimle.CD  

TARZAN ZOR DURUMDA…

Mustafa SönmezGeçen pazar akşamı (31 Ocak) Başbakan Erdoğan, TRT-1’de yayımlanan “Enine Boyuna” programında… Karşısına, çoğu “muz ortada usta”, çanakçı gazeteciler dizilmiş, güya soru soruyorlar…Bazen, karşınızdakine anlatmak için kıvranarak doğru sözcükler ararsınız, ama o anda tarifine niyetlendiğiniz kişi öyle bir laf eder ki, “Allah söyletti!..” dersiniz. O programda da AKP iktidarının ve Erdoğan’ın ne olduğunu Allah, Başbakan’a söyletti. “Üzerimizdeki yumurta küfesi çok ağır” diyerek devletin kamusal hizmet alanlarından kurtulması gerektiğini söyleyen Erdoğan, karşısına dizilmiş gazetecilere “Biz bu devleti adeta bir özel sektör mantığı ile mi çalıştıracağız, yoksa geçmişten bu yana alışılmış haliyle mi yürüteceğiz” diye soruyordu… Allah söyletti, dediğim işte bu... Özel sektör mantığı ile devlet yönetmek…Bu zihniyetle, AKP, özelleştirmelerin en militan hükümeti olmuştur. Bu zihniyetle, kamusal hizmetleri ticarileştirmenin, metalaştırmanın, esnek istihdam ile köleleştirmenin, kısaca neoliberalizmin bayraktarlığını yapmıştır. Bu zihniyettir ki, özelleştirilecek kuruluşları “çöpsüz üzüm” olarak alıcılara satmış, çöp olarak gördüğü çalışanlar ve hakları için de “4/C” çöplüğünü icat etmiştir. Şimdi kavga, bu çöpe dönüştürülmek istenen 12 bin tütün işçisinin ve onların etrafında kenetlenenlerin onur ve adalet kavgasıdır.

***

Tarzan zor durumdadır!.. Krizle birlikte yönetmek zorlaşmıştır. Her zamankinden daha gaddar, daha merhametsiz olmak durumundalar. Onun için eczacılara, doktorlara, işçilere patlıyorlar, onun için agresif bir tutumla yeni zamlara, yeni vergilere yükleniyorlar. Onun için Ofer’lere satmak üzereyken iş üstünde yakalandıkları ve rafa kaldırmak zorunda kaldıkları Galataport’tan, Haydarpaşa satış projelerinden yeniden medet umar duruma geldiler. Bütçe iflasta, belediyeler iflasta, sosyal güvenlik iflasta… Tarzan zor durumda…İşte bunun için, yandaş sermayedarlara “Elinizi çabuk tutun ve bitirin şu Doğan işini” talimatını verdiler ve günlerdir televizyonlarda Fethullah cemaatinin mensubu İpek’lerin Koza Altın’ı, halka arz için anonslar yaptırıyor. 3-5 Şubat’ta talep toplayarak halka arza başlayacak olan Koza Altın, hisse satışından 600 milyon TL gelir bekliyormuş. Koza-İpek Holding elde edilecek kaynağı medya yatırımlarında kullanacakmış... Yani, vergi sopası ile terbiye edilip satışa zorlanan Doğan medyasının Star TV, Milliyet ve Vatan’ı, yakında resmen cemaat medyası safında yer alacak… Para halka arzdan gelecek, diyorlar. Nereden belli? Sabah-ATV’nin ele geçirilmesinde Çalık’a kredi hortumlarını dayayan kamu bankaları, neden cemaatin Koza’sından bunu esirgesinler?Öyle ya da böyle… Bu satışla birlikte medya sahipliğinde AKP ve cemaatlerin bir adım öne geçecekleri açık. Zor durumdaki Tarzan, saldırganlığını cop, biber gazı kullanarak artırırken medyada sağladığı bu hegemonya ile de toplumu ideolojik baskılanma altına alma çabası içinde. İşe yarar mı? Sanmam. Cin, Ankara’da şişeden çıkmıştır bir kere…Tayyip Erdoğan’ı korkutan, saldırganlaştıran sadece Tekel işçilerinin talepleri değil, Ankara’da Sakarya Caddesi’nde dolaşan o hayalettir. Sermayenin bastırdığını, yok ettiğini, tarihe gömdüğünü sandığı hayalet, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!” sloganıyla Sakarya Caddesi’nde dolaşıyor… Bu düşün korkusu, Tarzan’ın demokrat maskesini alaşağı ediyor. Daha çok cop, daha çok biber gazı, daha çok gazete, TV kontrolü, hayalet korkusunu alt etmeye yeter mi? Tarzan, gerçekten zor durumda…Cumhuriyet, 3.2.2010

GELİN “YETER YAHU”LARIMIZI SAYALIM...

 Süheyl BatumGenelkurmay Başkanı ile Habertürk gazetesinde yapılan söyleşiye, onun ağzından şöyle bir başlık atılmış; “böyle rezillik olur mu, yeter yahu”. Bu, son dönemde yaşadığımız bazı olayları, çok güzel açıklayan bir ifade olmuş. Gerçekten de birçok olaya, “yeter yahu” demek gerekiyor. Üstelik böyle bir tepkinin şu yararı da olabilir. Herkes, kendisini en çok rahatsız eden, “yeter yahu” dediği şeyleri yazar. Tabii ki herkesin kendine göre “yeter yahu” dedikleri vardır. Bunlar içinde, en çok “yeter yahu”yu alanları alt alta sıralarız. Ve anlarız ki ilk önce bunların değişmesi gerek. Çünkü en çoğunluğumuza “yeter yahu” dedirten olgular onlar.

Örneğin benim “yeter yahu”larımı yazmakla başlayayım.

Türkiye’ye giydirilen “ekonomik sistemin” gereği olarak, TEKEL’in 292 milyon dolara satılmasına, satıldığı sırada zaten içindeki stokların değerinin, bu parayı karşıladığının görmezden gelinmesine ve daha ödeme dönemi başlamadan 950 milyon dolara el değiştirmesine “yeter yahu!” Bu korkunç sistemi ve tarımın, işsizin, onuru ile çalışanın sırtından kazanma sistemini bize 10 yıldır “ne güzel ekonomik sistem, nasıl büyüyoruz” diye anlatan aydınlara, ekonomistlere, bizi inandırmaya çalışan gazetecilere “yeter yahu...” Bu ekonomik sistemin zorunlu sonucu olarak, TEKEL birilerine peşkeş çekildiğinden ve para kalmadığı gerekçesi ile TEKEL işçilerinin “kazanılmış haklarını” görmezden gelen, üstelik “bu işçiler yan gelip yatıyorlar” diyen siyasetçilere, aydınlara(!), gazetecilere(!) artık “yeter yahu...” İşçilerin maaşlarını en azından yarıya düşürten bir “sözüm ona ekonomik mucizeyi” bizlere başarı diye sunanlara “yeter yahu...”

***


ABD kendi çıkarları ve K. Irak’a istikrar kazandırmak amacıyla, “derhal PKK’lıları buradan alın” dediği için, “Kürt açılımı yapıyoruz” diye başlayan ve tam 4 ay boyunca tek cümlelik yasal değişiklik yapmadan hatta bir “karar” bile almadan zaman geçiren bir iktidara hiçbir şey söyleyemeyen, ama bu durumu görüp eleştiren herkese “ne olduğunu bilmeseniz bile ilk önce gelin destek verin” diyenlere “yeter yahu...” Daha sonra bu açılımın ve “ABD planının” ne olduğu Habur’da açıkça ortaya çıktığında, “ne var, önemli olan anaların ağlamaması idi” diye bahaneler uyduranlara da “yeter yahu...”

Silivri’de insanlar tutuklanırken, tutukluluk süreleri 33 aydır, 18 aydır, 11 aydır defalarca uzatılırken, itirazları -üstelik “sadece ilgili maddeler ve maddede yer alan nedenler sayılarak verilecek tutukluluk kararlarının” yetersiz olduğunu AİHM açıkça söylemesine karşın- defalarca reddedilirken, Habur’da sözüm ona “etkin pişmanlık” maddesini, hepimizin gördüğü biçimde(!) uygulatanlara, bu yönde baskı yapanlara, telkinde bulunanlara “yeter yahu...” Bu inanılmaz çelişkiyi görmesine karşın, görmezden gelen hukukçulara, aydınlara, gazetecilere “yeter yahu!”

Ergenekon davası nedeniyle ve aleyhindeki kanıtların ne olduğunu öğrenemeden ve ne ile suçlandığını bilmeden 11 ay yatan, 30 ay yatan gazeteciler, akademisyenler söz konusu olduğunda, “bunlar usul eksikliği, önemli olan amaç” diyen ya da “pekiyi ama hepsi de suçsuz mu yani” diye sormayı tarafsızlık zanneden sözde aydınlara “yeter yahu...”

***


Çok değil, bundan 10-15 yıl önce “param yok, gecekonduda oturuyorum” ya da “çocuklarımı ben okutamıyorum, bu nedenle arkadaşlarım okutuyor” deyip, birkaç yıl sonra çocuklarına “gemicikler” alabilen siyasetçi türüne “yeter yahu.” Sağdan sola, soldan sağa, Mao’culuktan, darbeciliğe, oradan Özal’cılığa, oradan neo-Osmanlı’cılığa, oradan liberalliğe, oradan da “iktidar silahşorluğuna” geçen ya da televizyonlarda Başbakan yanağı sıkarak ya da başbakanlara “o kadar çok iş yapıyorsunuz ki, hepsine yetişemiyoruz, kusura bakmayın” diyerek yaşamını sürdüren gazetecilere(!) de “yeter yahu.” Ve tüm bunları yapanları aydın, gazeteci ya da akademisyen diye adlandıran anlayışa da “yeter yahu!”
Vatan, 18.2.2010 

ORDUYA BALYOZ ABD VE AB'NİN ELİNDE, HEDEF: ULUS DEVLET YAPISI

Arslan BulutTürk Silahlı Kuvvetleri’ni çökertmeye yönelik “asimetrik psikolojik savaş” sürerken emekli veya muvazzaf askerlerin  “yakalanması”  ve bir kısmının tutuklanması, dünya basınının da gündeminde. Bunlardan biri var ki  “Türkiye devletleri”  başlığını taşıyor.


Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayımlanan el Haliç gazetesinin yazarı Muhammed Nureddin 23 Şubat 2010 tarihli yazısında, devlet içindeki devletleri veya paralel devletleri kastediyor.


Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu durumu, bu kavram karşılıyor. Nurettin, HSYK’yı eleştiriyor ve bir yargı devletinden söz ediyor, AKP’yi övüyor ama bu arada bazı gerçekleri de vurgulamış oluyor.
“AKP’nin reformları, Avrupa, ABD ve içeride gerçek bir sivil otorite şevkiyle yanıp tutuşan demokratik güçler tarafından desteklendi. ABD’nin desteği, demokrasi sevdasından kaynaklanmıyordu. ABD’nin desteği, Irak’ın işgalini desteklemeyen orduyu zayıflatmak amacıyla oluştu. Böylece ordunun rolü geriledi, darbe planları ortaya çıktı ve ordu, sınırdaki asıl görevini unutup siyasi işlerle uğraştı. Bu durum ordunun, vatanı koruyan bekçi görüntüsünü parçaladı.”


Alman Die Welt gazetesi de  “Orduyla hesaplaşma”  başlıklı bir yorum yayınladı. Süddeutsche Zeitung ise  “Yargı geri vuruyor”  diyor:


 “Türkiye’deki çok sayıda gözlemci, Ergenekon davasını Erdoğan’ın ılımlı İslamcı hükûmet partisi AK Parti ile kendisini Türklerin katı laikliğinin garantörü olarak gören ordu arasındaki güç çekişmesinin bir parçası olarak görüyor.” 

* * *

İngiltere’nin Financial Times gazetesi ise  “Gözaltılar Türk fay hattını ortaya çıkardı”  başlıklı bir yorum yayınladı. Gazete, CIA görevlisi Henri Barkey’in yorumuna da yer verdi:


“En büyük zorluk Orgeneral Başbuğ’un bu yaz görev süresi sona erdiğinde yaşanacak. Türkiye bir kırılma noktasında. Yakın gelecekte ya siyasi istikrarsızlıkla karşı karşıya kalacak ya da ciddi bir anayasa değişikliği girişiminde bulunacak. Hiçbir şey yapmamak bir seçenek değil.”


Anayasa değişikliği, ABD ve AB’nin dayatması. Bu öteden beri biliniyor. Barkey, bunu bir tespit gibi sunuyor. ABD ve AB, Türkiye’yi üniter ve ulus devlet yapısını değiştirmeye zorluyor. TSK üzerindeki operasyonun asıl sebebi budur. 

* * *
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan, söz konusu Anayasa değişikliğinin savunucusudur. Bu değişikliğe karşı çıkan, kurum olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Demek ki bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onu kuruluş felsefesiyle birlikte korumak isteyen bir ordusu var. Buna karşılık iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı, devletin yapısını değiştirmek, dönüştürmek istiyor. İşte kırılma budur.  “Türkiye devletleri”  durumu budur!
Dönüştürmek isteyen grup, korumak isteyen grubu, bölünmüş yargıyı kullanarak çökertmek istiyor. Ergenekon davasının da Balyoz baskınlarının da asıl sebebi budur. 

* * *
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile Çankaya Köşkü’ndeki görüşmesinden sonra yapılan açıklamada, “Gündemdeki meselelerin anayasal düzen ve kanunlarımız çerçevesinde çözüme kavuşturulacağından vatandaşlarımızın emin olmaları ve bu süreçte kurumlarımızın yıpranmaması için herkesin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiği hususları vurgulanmıştır”  denilmesi insanı gülümsetiyor.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan, mevcut Anayasal düzeni değiştirmek istediklerini defalarca açıklamadılar mı?Yeniçağ, 26.2.2010

 

 
Yazı Kategorileri
Diğerleri
Okuduğum Yazarlardan
Sis Çanı
.
Bestelerim
   
designed by allmambo.com