|
7.2.2010 CUMHURİYET TARİHİMİZDE 7 ŞUBAT 1919 -General Allenby’nin İstanbul’a gelmesi ve çok küstah bir tavırla Osmanlı Hariciye ve Sahiliye nazırlarına 12 maddelik bir talimat vermesi. -Atatürk’ün, başlarına geçmesini isteyen Trakya Paşaeli Cemiyeti temsilcilerine yanıtı: “Böyle parça parça çalışacağınıza, bütün ülkenin mukadderatını idare edecek, el ele çalışacak bir kuruluş meydana getirip birlikte çalışsak nasıl olur?” 1922 -Dışişleri Bakanı Y.K.Tengirşenk başkanlığındaki bir heyetin Paris ve Londra’ya gitmek üzere İstanbul’a hareketi. 1924 -İstanbul’da Kadınlar Birliği’nin kurulması. 1931 -Atatürk’ün Balıkesir konuşması: “Halkın saflığından faydalanarak, milletin maneviyatına saldıran kimselerle onların ardından gidenler elbetteki birtakım cahillerdir. Bunlar Türk milleti için yüz karası oluşturacak durumların meydana gelmesinde daima etken olmuşlardır. Milletimizin, önünde açılan kurtuluş ufuklarında aralıksız yol almasına engel omaya çalışanlar, hep bu kurumlar ve bu kurumların mensupları olmuştur…” 1938 -Atatürk’ün Bursa dönüşü zatürree olması.
ÜNİVERSİTELERİMİZ: ‘SİYASİLERİN ADAYI REKTÖR’Ahmet Baysal, Prof. Coşkun’un AİBÜ rektörlüğüne atanmasına tepki gösterdiİzzet Baysal Vakfı Başkanı ve merhum İzzet Baysal’ın yeğeni Ahmet Baysal, Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) rektörlük seçimlerinde siyasilerin yeni rektör olarak atanan Prof. Dr. Hayri Coşkun’u desteklediğini belirterek “O benim gözümde siyasilerin adayıdır” dedi. Baysal, iktidarın, anayasanın teminatı altındaki tüm özerk kurumlarda söz sahibi olma çabalarının, tedirginliklerinin sürmesine neden olduğunu söyledi.AİBÜ’de 7 Ocak’ta yapılan seçimlerde mevcut rektör Prof. Dr. Atilla Kılıç 171 oy, Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hayri Coşkun 129, Fen Edebiyat Fakültesi’nde görevli Prof. Dr. Ekrem Gürel 48 oy alırken, YÖK’ün Cumhurbaşkanlığı’na gönderdiği listede Hayri Coşkun 1’inci, Ekrem Gürel 2’nci ve Atilla Kılıç ise 3’üncü sıraya konuldu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, iki gün önce AİBÜ Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Hayri Coşkun’u atadı.İzzet Baysal Vakfı Başkanı Ahmet Baysal kendi yaptırdığı Solmaz-Ahmet Baysal Öğretmenevi’nde dün basın toplantısı düzenledi. Rektörlük seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanı Gül’den 15 dakikalık randevu isteyen ve Atilla Kılıç ile ilgili memnuniyetlerini anlatan mektup ve Cumhurbaşkanı Gül’ün yoğun programı nedeniyle görüşme isteminin kabul edilmediğinin belgeleri gazetecilere verilirken, vakfın mütevelli heyeti üyesi Mustafa Yaman, Ahmet Baysal adına yazılı açıklamayı okudu. Üniversitelerin siyaset üstü kurumlar olduğu ve anayasanın öngördüğü şekilde kalması gerektiğinin belirtildiği açıklamada şöyle denildi:“Bugün özerk olması gereken YÖK’ün hükümetin güdümünde olmadığını kaç kişi iddia edebilir. Benim de işte, rektörlük seçimlerinde ismi ne olursa olsun bir adayın bu siyasi iktidardan destek araması endişeme neden olmuş, Cumhuriyet’in laik bir kurumu olarak bildiğim bu ilim ve irfan yuvasının ideolojik bir siyasi yöne sürükleneceği korkusunu doğurmuştur.”Açıklamanın ardından söz alan Ahmet Baysal zaman zaman gözyaşları dökerek Cumhurbaşkanı Gül’ün randevu istemini olumlu karşılamamasıyla ilgili olarak “Üzüldüm, Bunu kınıyorum” dedi. ■ Cumhuriyet, 7.2.2010. HERYEREKON: ‘POPÜLER BİR PARTİYE KARŞI DARBE OLMAZ’
Özel istihbarat kuruluşu Stratfor’un analiz direktörü Bhalla, Ergenekon davasının yalnızca İslamcılar ile laik milliyetçiler arasında bir çekişme olmadığını belirtti. Konunun daha karmaşık olduğunu ifade eden Bhalla, soruşturmanın arkasında büyük olasılıkla Gülen hareketinin olduğunu öne sürdü. Bhalla, AKP’nin ordu ve Gülen cemaati arasında denge sağlamaya çalıştığını belirtti. ■ Cumhuriyet, 7.2.2010.8.2.2010 CUMHURİYET TARİHİMİZDE 8 ŞUBAT 1913 -Bolayır’da Bulgar ordusuna taarruz edilmesi, Şarköy’e çıkarma yapması beklenen 10. Kolordu’nun gecikmesi yüzünden taarruzdan bir sonuç alınamaması. 1919 -İkinci kez İstanbul’a gelen Fransız General Franchet d’Esperey’in sanki İstanbul fatihiymiş gibi özel bir törenle karşılanması. 1921 -1920 Mart’ından beri muhasara altında bulunan, 11 aydır kahramanca direnen Antep’in açlık yüzünden Fransızlara teslim olması. 1934 -Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı’nın Atina’da imzalanması. 1935 -Genel seçim. RUHBAN OKULU AÇILMALI ANAYASA DEĞİŞMELİÇavuşoğlu Ankara’nın ödevlerini şöyle sıralıyor: “Ruhban Okulu açılmalı, anayasa sivilleşmeli.” Çavuşoğlu, artık tüm üye ülkeleri temsil ettiğini, konumu gereği Güney Kıbrıs’a sadece ‘Kıbrıs’ ismiyle hitap edebileceğini söylüyorAKPM’nin ilk Türk Başkanı Çavuşoğlu, AKŞAM Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer ve Ezgi Akın’ın sorularını yanıtladı. Fotoğraflar: Raşit AYDOĞANAvrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne (AKPM) Başkan seçilen ilk Türk olan Adalet ve Kalkınma Partisi Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, TBMM’de yaşanan kavgayı, “Acı acı gülüp geçeceğiz. Tablo ortada. Savunulacak bir tarafı yok” sözleriyle eleştirdi. AKPM Başkanı olarak artık sadece Türkiye’yi değil tüm üye ülkeleri temsil ettiğini vurgulayan Çavuşoğlu, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne de Avrupa Konseyi’nin tanıdığı ‘Kıbrıs’ ismiyle hitap edeceğini ve Avrupa Konseyi’nin kurallarının gerektirmesi durumunda Ada’ya Güney Kıbrıs üzerinden gidebileceğini açıkladı. Çavuşoğlu, Kıbrıs ziyaretinde adanın iki tarafını da ziyaret edecek. Mevlüt Çavuşoğlu, TBMM Başkanlığı tarafından kendisine tahsis edilen Ankara’daki makam odasında AKŞAM’ı kabul ederek Başkanlık ajandasının önceliklerini anlattı. Türkiye’ye yapacağı katkıları ve Ankara’nın ödevlerini sıralayan Çavuşoğlu, Avrupa’dan, Ankara’ya yönelik “haklı” eleştirilere destek vereceğini ancak çifte standarda karşı sessiz kalmayacağını ifade etti. … ■ Ezgi AKIN, Akşam, 8.2.2010. (Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını sallar. cd)
İÇ BEDHAHLAR: OBAMA’NIN TBMM’DE SÖYLEDİKLERİ! … Obama TBMM’de yaptığı konuşma sırasında “Ermenistan ile ilişkileri normalleştiriniz, Kürtlere haklarını veriniz, Heybeli Ada Ruhban okulunu açınız” demişti. Türkiye’de gündemde bu üç olgu etrafında yoğunlaşmıştır. Birbirini tamamlayan bütün bu gelişmelerin birbirinden ilgisiz ya da rastlantı olması düşünülemez. … ■ Özcan Yeniçeri, Yeniçağ, 8.2.2010. EMPERYALİZM: UKRAYNA'DA TURUNCU DEVRİM'İN SONU Ukrayna'da Devlet başkanlığı için yapılan seçim 2004 yılında yapılan 'Turuncu Devrim'in sonunu getirdi. Rusya yanlısı muhalefet lideri Viktor Yanukoviç Ukrayna'nın yeni devlet başkanı oldu. Yanukoviç oyların yüzde 48.5'ini alırken, rakibi başbakan Yulia Timoşenko'nun oy oranı ise yüzde 45.8'de kaldı. Dört yıl önce Rusya'nın hegemonyasından kurtulup yüzünü batıya dönmek için Turuncu Devrim yapan Ukrayna, aradan geçen 5 yılda Turuncu Devrimi sandığa gömdü, yüzünü tekrar Rusya'ya döndü.
Viktor Yanukoviç seçmenlerine yaptığı konuşmasında, Turuncu Devrim'in sonuna gelindiğini belirtti. … ■ Radikal, 8.2.2010. (Soros öfkesinden mosmor kesilmiştir. Para ilelebet sökmüyor, hak ve adalet sonunda üstün geliyor. Yeni başkanın şiarı da bu olmalı. Yoksa o da başarılı olamaz. cd) 9.2.2010 CUMHURİYET TARİHİMİZDE 9 ŞUBAT 1922 -Sovyetlerin bugüne kadar yaptığı para yardımı 616 bin TL. 1923 -Atatürk’ün, Hindistan Hilafet Komitesi Başkanı’na mektubu: “Bizim bu zaferimizin doğurduğu büyük sonuç, yalnız Türkiye’nin mukadderatı üzerinde etki yapmakla kalmayacak, aynı zamanda bütün zulüm gören milletleri, kendi hayat ve bağımsızlıklarını baskı altında tutan zalimler aleyhine hareket için gayrete de getirecektir.” 1925 -Ardahan Milletvekili (Deli) Halit Paşa’nın Meclis’de kaza kurşunu ile vurulması. CUMHURİYET’İ KEMİRENLER: ÇİLLER'CİYKEN ABDULLAH GÜL'CÜ OLAN YÖNETMEN KİM Hürriyet yazarı Ahmet Hakan bugünkü köşesinde ünlü yönetmen Sinan Çetin'in Abdullah Gül'ün uçağında sarf ettiği bir sözü eleştiriyor. Çetin ilk defa bir devlet gezisine Abdullah Gül'le çıktığını söylemişti. Ahmet Hakan ise Sinan Çetin'e Tansu Çiller'li günlerini hatırlatıyor... İşte Ahmet Hakan’ın ilgili yazısı: “SEVGİLİ” Sinan... Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hindistan’a giderken uçağına seni de almış... Allah devamına erdirsin... Tez zamanda Tayyip Erdoğan Bey’in uçağına da binersin inşallah... Vatan Gazetesi’ndeki fotoğrafı gördüm: “Devlet uçağı”nda yanında eşin Rebecca olduğu halde Reisicumhur Abdullah Gül Beyefendi ile pek mutlu görünüyordun... O mutluluk için de şöyle diyorsun: “İlk kez bir devlet uçağına biniyorum... Ve ilk kez vatandaşını kontrol eden değil de vatandaşıyla sohbet eden bir devlet adamıyla bir yere gidiyorum.” * * * “Sevgili” Sinan... Eğer hafızam, nisyan ile malul olsa idi... Yani unutma hastalığına yakalansaydım... Senin bu cümleni “yiyebilirdim” kardeşim... “Vay be” derdim, “İşte devlet katlarına hep uzak durmuş müdanasız bir liberalin, eyvallahsız bir aydının haklı gururu.” Fakat gel gör ki... Bende adamı kıl edecek denli gelişmiş bir hafıza var... Unutmuyorum, unutamıyorum... Hadi gel birlikte anımsayalım: Sene 1993... Sinan Çetin bir devlet uçağındadır... Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in Güneydoğu seferine gidenler arasında Sinan Çetin ve eşi Rebecca Çetin de vardır... Anımsamaya devam: Bu yolculuk Sinan Çetin açısından çok verimli geçmiştir... Çetin, bir “devlet işi” bağlamıştır o yolculukta... Başbakan’ın “Ulusa Sesleniş” konuşmalarının çekimlerini yapacaktır... Yine anımsamaya devam:
O gezi, Sinan Çetin’e bir de “unvan” kazandırmıştır: O artık “Başbakan’ın Sanat Danışmanı”dır...
* * * Yani “sevgili” Sinan, “İlk kez bir devlet uçağına biniyorum” diyorsun ya... Bu doğru değil... “İlk kez vatandaşını kontrol eden değil de vatandaşıyla sohbet eden bir devlet adamıyla bir yere gidiyorum” demişsin ya... Eğer Tansu Çiller, “devlet uçağı”nda sana tek ayak üstünde durma cezası vermemişse... Bunun da biraz abartılı bir yaklaşım olduğunu söyleyebilirim. İmza: Sadakati sadece yazıya olan sadakatsiz bir dost...” ■ Odatv.com, 9.2.2010 (Sinan Çetin gibilerin asıl derdinin ne olduğu, peşinden koştukları bağlantılardan anlaşılıyor. cd)
CUMHURİYETE KANAT GERENLER: PROF. İLHAN ARSEL’İ YİTİRDİK Türkiye’nin yetiştirdiği önemli düşünürlerden, akademisyen, öğretim görevlisi ve yazar Prof. Dr. İlhan Arsel (89), uzun süredir yaşadığı ABD’de önceki gün yaşamını yitirdi. 1921’de İstanbul’da doğan Arsel, 1942’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1949’da Cenevre Üniversitesi’nde Hukuk Doktorası’nı tamamladı. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde asistan olarak göreve başladı. 1960 ihtilalinden sonra kurulan 10 kişilik Anayasa Komisyonu’nda, daha sonra da “Kurucu Meclis” ön tasarısını hazırlayan komisyonda görev aldı. 1971 yılında New York’ta yerleşik Inter-University Association adlı kuruma danışman ve araştırmacı olarak katıldı. “Dünyada Ülkelerinin Anayasaları” adlı yayının hazırlanmasında görev aldı. 1975’te Ankara Polis Enstitüsü’nden, 1977’de ise Ankara Hukuk Fakültesi’nden, özgür düşüncenin önüne getirilen engelleri prosto ederek istifa etti. ■ Cumhuriyet, 9.2.2010 İŞÇİLER ÖZELLEŞTİRMEYE DİRENİYOR Yatağan Termik Santralı’nın özelleştirilmesi, yıllar sonra yine gündeme geldi. Dün sabah saatlerinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın talimatıyla termik santralda fizibilite raporu hazırlayıp Enerji Bakanlığı’na sunmak için Yatağan’a gelen City Group, Oyak Yatırım, Master Danışmanlık ve Socain firması yetkilileri santral önüne geldi. Santralda çalışan işçiler ve sendika yöneticileri, şirket yetkililerinin santrala girişini engellemek için barikat oluşturdu. Sendikacılarla şirket yöneticileri arasında yaşanan tartışma üzerine santral önünde toplanan bin kişilik enerji işçisinin yanı sıra GELİ’den de 1000 kişilik maden işçisi santral önüne geldi ve eyleme katıldı. Sendika temsilcileri, bundan sonra özelleştirmeye karşı daha dikkatli olacaklarını açıkladı. ■ Özcan Özgür, Cumhuriyet, 9.2.2010 (Bu direnişleri AKP’nin ilk özelleştirme girişimlerine karşı yapsaydınız, kayıplarımız bu kadar olmazdı, AKP de bu noktaya kadar gelemezdi. cd) 10.2.2010 CUMHURİYET TARİHİMİZDE 10 ŞUBAT 1930 -II.Abdülhamit’in ölümü. 1920 -İsmet İnönü’nün, Fevzi Çakmak’ın isteği üzerine İstanbul’a dönmek için Ankara’dan ayrılması. 1937 -Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Kanunu’nun kabul edilmesi. 1938 -Gölcük’te yeni bir tersane inşasına karar verilmesi. CHP’NİN OY ORANI DİPLERDE
Son 10 yılda yapılan seçimlerin sonuçlarına bakıldığında MHP’nin sadece Iğdır, CHP’nin ise Iğdır ve Mardin’de yüzde 10 barajını aştığı görülüyor CHP, Iğdır’da 1999’da yüzde 12 ve 2002’de yüzde 14 oranına ulaştı ve yüzde 10 barajını aşmayı başardı. Ancak Iğdır’daki oy oranı da son seçimde yüzde 4.32’ye kadar düştü.
CHP son yerel seçimlerde Erzurum'da oy oranını yüzde 1.09'dan, yüzde 0.75'e, Diyarbakır'da yüzde 0.87'ten yüzde 0.45'ye, Batman'da yüzde 1.53'ten, yüzde 0.29'a, Urfa’da yüzde 1.23'ten yüzde 0.4'e düştü. Tüm Kürt illerinde oy kaybeden CHP, sadece Adıyaman ve Malatya'da oy oranını çok az da olsa artırabildi. Siirt'te ise oy oranını yüzde 0.69'dan yüzde 1.84'e çıkarabildi. ■ Vatan, 10.2.2010 (Bir zamanlar oralarda ya 1. ya da 2. parti idi, CHP bunun sebeplerini araştırmalı. cd) CUMHURİYETE KANAT GERENLER: BİR YILDIZ DAHA KAYDI!
Dün dünya çapında bir bilim adamımızı daha kaybettik.
Prof. Dr. İlhan Arsel’i bugünkü kuşaklar pek tanımazlar ama; o, Türkiye’de dini siyasete ve ticarete alet edenlere “bilim” le yanıt veren bir aydınımızdı.
Ankara Hukuk Fakültesi’nin efsane hocaları arasına girdi. Ders verdiği Ankara Polis Enstitüsü’nden 1975 yılında “özgür düşünceli bazı öğrencilerin enstitüden atılmasını” gerekçe göstererek istifa etti.
Ankara Hukuk’tan 1977 yılında istifa etmesinin nedeni ise, “şeriatçı zihniyetin tehlikeli şekilde güçlenmesine karşın suskun olan üniversite yönetimini protesto etmek” ti.
Din, hukuk ve siyaset ilişkileri üzerine yirmiden fazla kitap yazdı.
Türkiye’nin bugünkü en önemli eksikliği, onun gibi “hocalar” ın görevde olmaması...
Huzur içinde uyu İlhan Hoca... Sen elinden geleni yaptın ama ne yazık biz anlamadık! ■ Mustafa Mutlu, Vatan, 10.2.2010 MEDYA: STAR TV, MİLLİYET VE VATAN'I ALACAK KOZA GRUBU HİSSELERİNİN GİZLİ TALİBİStar TV, Milliyet ve Vatan’a talip olan kim? Koza Grubu. Ne iş yapar? Bir kaç sene öncesine kadar sadece düğün davetiyesi basardı! Bugünkü durumu? O matbaaya bir de altın şirketi ilave ettiler. Peki bu altın şirketi devasa bir şey mi? Ödediği vergiye bakılırsa değil, orta boyutlu sıradan bir şirket görüntüsünde! Koza Grubunun patronu Akın İpek medya ile pek ilgili! Yine ödediği vergilerden hareketle babadan kalan bir mirası yok ama nakiti bastırıp önce Bugün gazetesini, ardından da Kanaltürk’ü satın aldı ki ikisinin maliyeti onlarca milyon dolar. Bitmedi, peşi sıra Bugün TV diye de bir haber kanalı kurdu. İlginç ayrıntı bütün bu medya kuruluşlarının zarar etmesi ve bu zararın yıllık bazda onlarca milyon dolar düzeyinde olmasıdır. Hal bu iken Akın İpek, medyada büyümeye doymuyor. Malum bu aralar Star TV, Milliyet ve Vatan’a talip! Ne garip tesadüf ki bu üç yayın organı da medyanın en çok zarar eden kurumları.. Bunu nereden mi anlıyoruz? Zarar beyan etmelerinden! Göründüğü kadarı ile Akın İpek bu medya organlarını da alırsa, bugünün tablosuna göre her yıl 50 milyon dolar üstü bir katkı yapacak yani sübvanse edecek! Peki dünyada hangi işadamı bu küresel ekonomik kriz tablosunda zarar eden ve kâr etmesi zor görünen medya organlarına 500 milyon dolar nakit aktarır? Akın İpek’ten başkası zor bulunur herhalde? Gelelim Akın İpek’in bu parayı nereden bulacağı sorusuna? Kamu bankalarından kredi alamadı çünkü göstereceği teminatı yok.. İlgililer zarar eden gazetenin ipoteği ile verilecek kredinin çok gürültü çıkaracağını söylediler. Dışarıdan kredi zaten mümkün olmadığı için, Koza Altın’ın halka arzı gündeme getirildi ve SPK bu teşebbüse anında olur verdi. Sonuç mu? Dehşet içindeyim!... ODA TV araştırdı, yaşanan son borsalar çöküşüne rağmen Koza Altın’a 450 milyon dolar üstünde talep gelmişmiş! Evet yanlış okumadınız; Avrupa’dan, Asya ve Amerikan borsalarına kadar Yunanistan, İspanya ve Portekiz’deki krizler sebebiyle borsa iki seksen yere uzanırken Koza Altın’a rekor ötesi bir talep olmuş! Bu öylesine bir talep ki Telekom ve Halkbank gibi dev şirketlerimizi bile defalarca sollamış! Diyeceksiniz ki, Koza Altın’ın eti ne budu ne, sermayesi ortada, böyle bir şey nasıl olur? Onu biz de anlamadık ama oldu! Ancak çok önemli bir ayrıntı var! Halka arz edilecek hisselerin yarıya yakın kısmı yurtdışındaki yatırımcılara ayrıldı! Kafam karıştı zira Koza dediğin Coca-Cola ya da IBM değil ki, ödenmiş sermayesi çok çok az olan sıradan bir Türk firması! Böyle bir firmaya yabancı yatırımcı niçin yatırım yapsın! Sahi şimdi birileri çıksa ve gerçekte yabancı yatırımcı yok, içerideki birileri yabancı ambalajı ile Koza’dan hisse alıp aslında Star TV, Milliyet ve Vatan’ı satın almak için nakit denkleştiriyor. Bu gazetelerin gerçek sahipleri de onlar olacak dese ne cevap vereceğiz! Akın Bey bu kuşkuda olanlara cevabınız olursa söz, virgülüne dokunmadan yayınlayacağım. ■ Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 10.2.2010.(Birileri boş durmuyor, sinsi sinsi çoraplar örüyorlar Atatürk Türkiyesi’nin başına. cd) CUMHURİYET’İ KEMİRENLER: SÖYLEYİN... AKP’YE YALAKALIK KAÇ PARA? Bu sütunda defalarca sordum, akabinde Melih Aşık, Rahmi Turan ve Emin Çölaşan da sütunlarında sordular ama haftalar geçti hâlâ cevap yok. Malum Mehmet Altan TMSF kanalı Cine-5’de ekrana çıkıyor ve duyumlarıma göre her ay onlarca milyar para alıyor. Bitmedi yine aynı kanalda üç yandaş kalemşor yani Taraf, Yeni Şafak ve Star yazarları Pazar akşamları Memleket Mes’elesi diye bir program yapıyorlar. Cine-5 devletin, milletin yani 72 milyonun kanalı. Ödenen para hepimizin cebinden çıkıyor, dolayısı ile vergi mükellefi bir vatandaş olarak sorduğum ne kadar para alıyorlar sorusuna cevap vermeleri gerek, ama ne TMSF ne de o yazarlar cevap vermiyor çünkü verdikleri takdirde kamuoyundan tepki alacaklarını biliyorlar. Yok TMSF babanızın çiftliği değil, milletin malıdır. Bu konunun peşini asla bırakmayacağım. Sadece onlar da değil, bir dönem Deniz Gezmiş türkülerini mırıldanırken, onlarca milyar maaşı görünce AKP’ye övgüler düzen Tayfun Talipoğlu’nun sakladığı astronomik program ücretini de öğreneceğiz... Söylesenize, AKP’ye yalakalığınız kaç para? ■ Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 10.2.2010.KAYSERİ'DE SEÇİM ANKETİ !Avrasya kamuoyu araştırmaları merkezi / AKAM tarafından tüm illerde ve buna bağlı 266 ilçede 15.620 kişiyle yüz yüze yapıldığı söylenen ankette Kayseri’ye ilişkin genel veriler şöyle:AKP : % 52 - 5 Milletvekili MHP :% 21.5 – 2 Milletvekili CHP : % 19.3 - 2 Milletvekili■ http://www.kayseri.net.tr/haber_detay.asp?haberID=5751 (10.2.2010).(Kayseri AKP’nin kalelerinden. Şu anda 7 milletvekili onun. Ankete göre 5’e iniyor. Bu parti hemen bütün anketlerde gerileme eğilimi gösteriyor. Dilerim daha da geriler. Ancak yaptığı tahribatı gidermek çok zor olacak. cd) 11.2.2010 CUMHURİYET TARİHİMİZDE 11 ŞUBAT 1920 -Fransızların gece Maraş’tan çekilmeye başlamaları. 1926 -İstanbul’da Milliyet gazetesinin yayınlanmaya başlaması. 1932 -Atatürk’ün, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda F.N.Çamlıbel’in Akın oyununu bir kez daha izlemesi. TSK: SUSMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL ARTIK Oramiral Yiğit, intihar eden ve suçlanan subaylarına sahip çıktıDeniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yiğit, Deniz Kurmay Kıdemli Albay Berk Erden’in cenaze töreninde “Subaylarımızı suçlamadan önce herkes aynı soruyu kendisine sorsun. Bu bir onur intiharıdır. Artık susmamız mümkün değil” dedi. Yiğit, önümüzdeki günlerde intihar eden albayla ilgili ihbar mektuplarıyla başka bağlantılar kurulabileceğini söyledi.Amirallere suikast iddialarını da değerlendiren Yiğit, iddialarda adı geçen 2 albayın, bir mermi sıkılsa kendisine göğsünü siper edecek ilk insanlar olduğunu söyledi. İddiaların masum subayların üzerine yıkıldığını, karalama kampanyası yürütüldüğünü belirten Yiğit, “Personelimizin cunta ile suçlanması ve bunu haber almamamız mümkün değil” dedi. ■ Cumhuriyet, 11.2.2010.(Bu kaçıncı intihar… Türk ordusunun subayı böylesine sahipsiz mi kalmalıydı? Uydurma bir demokrasi bahanesiyle meydan hainlere mi bırakılmalıydı? cd) 12.2.2010 CUMHURİYET TARİHİMİZDE 12 ŞUBAT 1917 -Vehip Paşa komutasındaki 3. Ordu’nun ileri harekete geçmesi. 1919 -Trabzon Müdafaa-yı Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin kurulması. -Tevfik Paşa’nın İngiliz Yüksek Komiserliği’ne muhtırası: “Ermenilere Doğu illerinden bir parça toprak verebiliriz.” -Çerkes Ethem’in eski İzmir Valisi Rahmi Bey’in oğlunu kaçırması ve ve bırakmak için 50 bin altın istemesi. 1920 -Maraş’ın kurtuluşu. -Birinci Londra Konferansı. İÇ BEDHAHLAR: TARAF'I TEBRİK TARAF gazetesi Türkiye'de bir çığır açtı. Bu çığırı ancak onlar açabilirdi. Pek dinle diyanetle ilgileri yok. Çağdaş insanlar. Rakı içerler, opera seyrederler, dans ederler. İçlerinde kaç kişinin alnı secdeye varmıştır acaba?Lakin kabul etmek gerek büyük hizmet ettiler. Statüko mu dersiniz, resmî ideoloji mi onu temellerinden sarstılar. Tabuları yıktılar. Bu işi biz Müslümanlar yapabilir miydik? Maalesef yapamazdık. Hem yapamazdık, hem de yaptırmazlardı. Tabuları dinsizler koymuştu, yıkma işi de dindar olmayan bir taife tarafından yapılmalıydı. Taraf'a bunca belgeyi, bilgiyi kimler veriyor? Kim veriyorsa bravo derim. … ■ M. Şevki Eygi, Milli Gazete, 12.2.2010. (Kimin hesabına yapıyorlar Eygi efendi, asıl kime hizmet ediyorlar, biraz düşündün mü? Kur’an ne diyor: Düşünmüyorsunuz, aklınızı hiç kullanmıyorsunuz. Senin ne Kur’an’ın özünden, ne dünyayı sömüren güçlerden haberin var. cd) ÖZELLEŞTİRME: KİMLER KAZANÇLI ÇIKTI Ekonomik krize rağmen Türk Telekom 2009'da net kârını yüzde 5 artırarak 1,8 milyar liraya çıkarmış Sadece tek bir yılda eski TL ile 2 katrilyona yakın kâr etmiş. Acaba yabancıya kaç dolara satmışlardı? Azınlık hisselerini ABD sermayeli General Electric’in aldığı Garanti Bankası da aynı yıl 3 milyar TL kâr etmiş. Acaba General Electric bndan ne kadarını Amerika’ya götürdü? ■ cd, 12.2.2010. DUNNİNG KRUGER SENDROMU NEDİR Dunning Kurger sendromu tıbbi bir sendrom olmayıp psikolojik bir kişilik tipini ifade etmektedir. Ünlü psikologlar Justin Kruger ve DAvid Dunning tarafından ortaya atılan bu teoride Dunning Kruger sendromu olarak bilinen bir kişilik tanımlaması yapılmıştır. Türklerde "cahil cesareti" olarak tanımlanan davranış, bu sendromda öne sürülen kişilerin davranışı ile aynıdır. Dunning Kruger sendromu ile ilgili olarak metin çözme, Araç kullanma ve tenis oynama gibi faaliyetlerle yapılan araştırmalarda şu sonuçlar ortaya çıkmıştır. Niteliksiz olan insanlar niteliksiz olduklarının farkında değildirler. Niteliksiz insanlar sahip oldukları nitelikleri abartma eğilimindedirler. Niteliksiz insanlar gerçekten nitelikli olan insanların niteliklerini görüp anlamaktan âcizdirler. Eğer niteliksiz olan insanlara eğitim verilerek nitelikleri arttırılmaya çalışılırsa, bu insanlar niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar. Sonuçta Dunning ve Kruger'in öne attığı bu teoride bahsedilen kişilik özelliğine Dunning Kruger sendromu denmiştir. Dunning ve Kruger ikilisi ortaya attıkları bu teori ile 2000 yılında nobel ödülüne layık görülmüştür .Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu "yetersizlik + haddini bilmeme" kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi. İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan "yetersiz", kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir "hak" olarak görecektir. "Uyanıklık" bilecektir. Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında "fazla alçakgönüllü" davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından "ihtiras eksikliği" ile suçlanacaklardır. ■ http://www.gencerailesi.com/content/dunning-kruger-sendromu-nedir (12.2.2010)
|