ANA SAYFA
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Menü
Anketler
Abdullah Gül'ün, Cumhurbaşkanlığı görevini tarafsız olarak yerine getirdiğine inanıyor musunuz?
 
AKP hükümetinin Kürt açılımını destekliyor musunuz?
 
Hükümetin Anayasa değişikliği paketini destekliyor musunuz?
 
Kimler Sitede
Şuanda 2 misafir bağlı
İstatistikler
Üyeler: 126
Haberler: 598
Web Bağlantıları: 6
Ziyaretçiler: 337898
Uyarı

BU SİTENİN YAZILARINDAN KAYNAK GÖSTERMEK KOŞULUYLA ALINTI YAPILABİLİR.

BİZİM KOPYACI LİBERALLERİMİZ
Yazar Cihan Dura   
Pazartesi, 15 Şubat 2010

-Ulus devletin sonu gelmiştir. -Ulus devletler yıkılmadan özgürlük olmaz. Milliyetçilik (ulusalcılık) defansif bir tutuma, gurursuzluğa dayanır. Gururlu insanlar milliyetçi (ulusalcı) olmaz, gururlu insanlar dünyaya açık olur.Sample Image

-Solcu, antiemperyalist olamaz. -Küreselleşme ve Neoliberalizm iyidir. 

 -Yeni yüzyılın en önemli çatışması, demokrasi güçleri ile otokratik güçler (liberal demokrasilerle otokratik rejimler) arasındaki çatışma olacaktır. -Türkiye’nin ABD ile kalıcı bir stratejik ortaklık kurabilmesi için, bütünüyle demokratik olması gerekmektedir.

 

-Türkiye’de siyasal yapı ordunun etkisini sınırlamada yetersiz kalmıştır.  -Türk ordusu dokunulmaz bir kurum değildir. -Türkiye’yi daha demokratik kılacak olan, Türklerin hayatında devletin ve ordunun rolünü azaltmaya yarayacak reformlardır.

-Asıl sorun din özgürlüğüdür.

Şimdi, bir soru sana değerli okur: Yukardaki sözler (1) kimindir, nereden alınmıştır?

Sanırım, hiç yabancı gelmediler sana. Bizim holding medyası yazarlarından ya da AKP yöneticilerinden birinin bir konuşmasından alındığını düşündün değil mi? “Bilmeyecek ne var, Türkiye’deki solcu-liberallerin özgün görüşleridir; durmadan, bunları yazıp söylerler” dedin ve hatırlayabildiklerinin adlarını da birer birer geçirdin aklından:  Taha Akyol, Şahin Alpay, Altan’lar familyası, Engin Ardıç, Ali Bayramoğlu, Murat Belge, İsmet Berkan, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Doğu Ergil, Eser Karakaş, Etyen Mahçupyan, Mümtazer Türköne,…

Emin misin bu yanıtından? Ne yazık ki yanıldın: Bunları yazıp söyleyenlerin hiçbiri bizim yurttaşımız değildir; hepsi Amerikalıdır,  kendilerine  “New York aydınları”, “neo-con’lar”  adı takılan kimselerdir.

İşte bizim bir kısım “aydın”ımız, şu solcu-liberal denilenler böyledir, sapına kadar kopyacı, sapına kadar aşırmacıdır. Bizim bu solcu-liberaller hakkında, Soner Yalçın şu nitelemeyi yapıyor: “Solcu-liberaller Osmanlı’daki Tercüme Odası’nda çalışan memurlara benzer. Fikir olarak ortaya attıkları sadece çeviridir, tercümedir. Bunlar New York Neo-Con’larının söylediklerini, yazdıklarını evirip çevirip yeniymiş, kendi görüşleriymiş gibi yazıp söylerler.”

Serdar Turgut da bu zavallılara bir ad takmış: Rokoko entelektüeller!

Soner Yalçın devam ediyor:  “New York aydınları 1930’lu yıllarda Amerikan Troçkist hareketi içindeydiler. Sol hareket içinde yer almaları, hepsinin Yahudi olmasından ve Ekim Devrimi ile, tarihte ilk kez antisemitizmi suç sayan bir devletin kurulmasından kaynaklanıyordu. 1948’de İsrail’in kurulmasından sonra bu grup artık kurtuluşun sosyalizmde değil, İsrail’i koruyabilecek tek güç olan Amerika’da olduğunu savundu: ‘Amerika ne kadar güçlü olursa, İsrail de o kadar güçlü olacaktır!’  New York aydınları ABD’yi yeni Mesih ilan ettikten sonra, Sol hareket içinde edindikleri birikimleri Amerika’da ve Avrupa’da Sol hareketin içini oymak için kullandılar. Dillerinden düşürmedikleri kavramlar demokrasi, insan hakları ve özgürlük.”

Şimdi bu olay nedir sevgili okur? Bu bizim köklü bir sorunumuzdur, bu bizim Batı kopyacılığı hastalığımızdır. Yalnız solcu-liberal aşırmacılara da özgü değildir. Ben bu sorunumuza bir makalemde (2) uzun uzun değinmiştim. Aşağıda ondan kısa alıntılar yapacak, bizim solcu-liberal aşırmacıların, neden böyle olabilecekleri sorusunu da kısaca yanıtlayacağım.

Biz Türkler Batı’dan, bir şey alırken gözü kapalı, olduğu gibi alıyoruz. Bize uyar mı, uymaz mı, uyarsa ne derecede uyar, sakıncaları olabilir mi? Böyle bir kaygımız hemen hiç yok. Uluorta bir bağlılık, kör bir itaat, adeta bir biat söz konusu; “Batı ne düşünürse, ne derse, ne yazarsa doğrudur, ne yaparsa iyidir”, zihniyet budur.

Batı hangi kavramı, hangi görüş veya teoriyi ileri sürmüşse, Türkiye’de -başta üniversite hocaları olmak üzere- aydınlar arasında gözü kapalı savunucuları ortaya çıkmakta gecikmez. Bu kişiler söz konusu ürünleri, ama hepsini bilim, ilerleme, çağdaşlık sanarak, eleştirisiz ve itirazsız kabul ederler.

Örneğin, küreselleşme Batılı bilim adamlarının, tamamiyle Emperyalizm’in çıkarlarına uygun olarak oluşturdukları bir ideolojidir. Bir politika olarak “Vaşington Uzlaşması” da öyledir. Bizim sözde aydınlarımız sanki bilimin zorunlu bir ürünüymüş gibi gözü kapalı atlamışlardır bu “maksatlı fabrikasyonlar”ın üzerine. Oysa bunlar artık iyice güçlenmiş, kasları çelikleşmiş Batı’nın temel felsefesi olan Liberalizm’in, daha doğrusu Emperyalizm’in bilimsel kılıklı son silahlarından başka bir şey değildir. Dayatılan rejim aslında bir Truva Atı işlevi görmekte; Çevre ülkelerinin, örneğin Türkiye’nin yapılarını, ihtiyaçlarını ve çıkarlarını hesaba katmamaktadır.

Batı kopyacılığımızda demokrasi kavramının ayrı bir yeri vardır.  Demokrasi elbette gerekli ve vazgeçilmez bir kurumdur, ancak bugün uygulandığı şekliyle Türkiye’nin yapılarına uygun olduğuna inanmıyorum. Böyle olmadığı, hele günümüzde -maksatlı olarak- tek ve rakipsiz bir öncelik haline getirildiği için de pek çok tahribata yol açmaktadır ülkemizde. Şuna inanıyorum ki Derin Merkez; Çevre ülkelerine “Liberal Demokrasi” adı altında, sadece emperyalist sömürüye hizmet eden bir tür “sahte demokrasi düzeni”ni, içerdeki adamlarıyla işbirliği yaparak zorla uygulamayı bir strateji olarak benimsemiştir.

Batı’nın, kendi çıkarlarına göre manipüle ettiğine inandığım daha pek çok kavram var, örneğin “azınlık” kavramı. Bu kavramın içi, ABD’nin, Avrupa Birliği’nin lokomotif ülkelerinin (Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin) ihtiyaçlarına göre boşaltılıp yeniden dolduruluyor. Uydurdukları, bizim yarı aydınların yine üzerine balıklama atladıkları bir diğer kavram da “çok-kültürlülük”tür, “mozayik” yutturmacasıdır. Emperyalizm bununla “farklılıkları ayrılıklar haline getirme”ye, bu yoldan da “Ulus Devlet”imizi zayıflatmaya çalışmaktadır.

Peki bu neden böyledir? Biz, özellikle başta “rokoko” liberaller olmak üzere okumuşlarımız neden kopyacıyız, hangi sebeplerden kaynaklanıp geliyor bu kusurumuz? Bana şu sebepler makul görünüyor:

- İki ayrı Batı olduğunu bir türlü fark edemeyişimiz

- Tembel olmamız

- Yapı bilinci eksikliğimiz...

-Moda, gösteriş tüketimi

-Kendimize, kendi değerlerimize karşı ilgisizliğimiz

-Gayrimeşru menfaat sağlama eğilimi.

Eğer araştırırsan, değerli okur, bu saydığım sebeplerden çoğunu bizim rokoko entellerimizin tutum ve davranışlarında bolca bulursun. Demokrasiyi devletimizi hırpalamaktan, dini istismar etmekten, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmaktan, millî değerleri aşağılamaktan ibaret sayan bu zavallılar; aslında Batı’nın haydut hükümetlerinin, daha doğrusu onun sömürgen Derin Merkez’inin çıkarlarına hizmet ederler.

Ne yazık ki gerçek budur ve gerçek bazen bu kadar basittir.

 

(1)     Soner Yalçın, Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor, Doğan Kitap, İst., 2009, s.110 ve dev.

(2)     Cihan Dura, “Aydınlarımızın Batı Kopyacılığı Üzerine” I ve II, www.cihandura.com, (Kategori: Diğer Yazılar).

 

 

 
Yazı Kategorileri
Son Yazılar
En Çok Okunanlar
Diğerleri
Okuduğum Yazarlardan
Sis Çanı
.
Bestelerim
   
designed by allmambo.com